|
Benim annemin betondan köprü ayağı gibi yere doğru uzanan altın işlemeli giysisi olmadı hiç!
Anadolu'nun tüm renklerini simgeleyen Nazilli Basması'ndan bir-iki giysisi vardı. Giyer, yakışır, yakıştırırdı. Düğün dernekte giydiği bir de 'üçetek' adlı giysisi vardı. O giysisi de çiçekli bir bahçe gibi bir renk cümbüşü içindeydi. Benim annem yoksuldu, giydiklerinde kendine göre yoksulluğun bir estetiği, sadeliği, duruluğu, temizliği vardı. Benim annemin giysileri üstünde alçıdan dökülmüş gibi durmaz, kendisi de giysisi içinde kolalanmış bir soba borusu gibi ruhsuz kaskatı görünmezdi. Benim annemin köy dokuması -dastar- ak bir başörtüsü vardı; yolda, belde, bağda, bahçede, tarlada onu başına örterdi. Örtü başının üstünden öne doğru saksağan gagası gibi fırlamaz, saçları alnına düşer, saçlarını güneşten saklamazdı. Benim annem başını sadece şöyle bir örter, lahana sarması gibi bohçalamazdı. Benin annemin okuması, yazması yoktu. Ümmiydi. Kıldığı her namazın ardından Atatürk 'e "Bizi insan yerine o koydu" diye dua ederdi. Benim annem Çanakkale'de şehit düşmüş büyük ağabeyi Ali Dayımı anar anar ağlardı. Benim annem hayvanlara merhamet ederdi; bir yaz günü kovası olmayan bir kuyunun başında susuzluktan kıvranan bir köpeğin susuzluğunu kuyuya salladığı başörtüsünden sızan sularla giderecek kadar...
Benim annemin komşusu aç iken boğazından lokma geçmezdi. Bulgur, bulamaçla oruç tutar, büyük bir sadelik içinde dua eder, aç açıkta olanları düşünürdü.
Benim annem çok özel düğünlerde, çok özel korumalar eşliğinde, torbalarla altın takılar, mücevherler taşınan düğünlere tanık olmadı hiç. Benim annem vurulan, öldürülen gençlere acır, annelerini düşünür düşünür üzülürdü. Benim annemin İslam bilinci bugün halkımıza dayatılan Çöl/Vahhabi İslam anlayışıyla bulanmamıştı hiç!
Benim annemin sofrasında köyün delisine bile yer vardı.
Çünkü benim annem insandı, Müslümandı!
Peki nereye gitti bu Müslümanlık?..
|