|
Düşün ki dört bir yanın atan kalplerle çevrili olsun. Sağında nefes alan biri, solundaysa nefes veren. Havada uçuşan kalemler, oynayan dudaklar, gülümseyen yüzler. Neresindesin sen bu kalabalığın? Tam ortasında! Tam ortalarından hepsine birer buse yolluyorsun ama onlara ulaşmıyor. Çünkü sen gönülden yolluyorsun, onların gönülleri kapalı. Hepsi birer katil, firari, korkak. Bir sen gerçek, sen cesursun, sen en doğrusun aralarında. Hepsi teker teker unutmuşlar gönüllerini. Seni duymalarını beklemen ne saçma, ne büyük aptallık. Anlasana, sen yalnızsın! Yalnız! Yalnız& Bilir misin nedir bu yalnızlık? Bilmezsin tabii. Ben sana anlatayım o halde.
Yalnızlık, özgürlüktür. Fiyatı yoktur, sorumluluk yoktur, his dünyasından sakınır. Ölümün, yaşamın, doğanın, aşkın, sevginin ötesindedir. Gerçek anlamıyla sahip olmak istemeyeceğin bir özgürlüktür yalnızlık. Zira sorumluluk almamak asla kaldıramayacağın bir sorumluluktur. Yalnızlığı yaşamak bir yalanı yaşamaktır adeta. Hissetmekten zevk aldığın yada almadığın her şeyden uzak olursun. Gerçek değilse, yalan değil de nedir? Bütünüyle yalnızlığa sahip olmak, aslında, her şeyden kopuk varolmak demektir. Arzulardan, ihtiyaçlardan vazgeçmelisindir. Köklerini kazımalı; ailen, arkadaşların, evin, yurdun, tüm sevdiklerin ve sevenlerinden ayrılmalısındır. Bir gezgin olursan yalnız olursun. Lakin gittiğin, gezdiğin yerlere bağlanmamak şartıyla. Sonbaharda uçan bir yaprak misali, oradan oraya savrulur da amacına ulaşamazsın. Bir amacın yoktur çünkü. Amacın olursa sana dostluk eder, seni kendince bir başarının peşinden koşturur.
Yalnızlık, dünyada senin gönlünü salabileceğin her köşeye uğrar. Kimi zaman aşk bulutlarını rüzgarıyla savurur, kimi zamansa kalabalık balık sürülerinin ortalarına dalar çıkar. Sen yalnızsan, denizden bile özgürsündür ama seni öyle bir acıtır ki, en ağır cezaları işlemiş katillere imrenirsin. Aşkı yaşayamazsın, tutkuların yoktur. Tutku varsa yalnızlık yoktur.
Yalnızsan eğer, sevgi de senden kaçar, kalbin de taş olur. Hissetmek senin için nedir? Bir ölüye dokunmak& Dokunduğun her şey ölüdür, anlarsın, çıldırırsın. Her şeyden kopuk, bir sen yaşarsın. Ömrünün sonuna dek, her gün ölürken her gün nefes alırsın. Nefes almak bile senin için bir ihtiyaç olmaktan çıkmıştır; belki de sadece alışkanlık. Sen hastalık nedir bilmezsin ama sen hastalığın ta kendisisindir. Dimağın bulanır, kalbin atmaz olur. Minik heyecanlar senin gözünde sinek gibidirler. Sen toplumdan ayrı olduğun gibi bir birey olmaktan da çıkarsın. Çünkü birey, toplum olmadan varolamaz. Seninse bir toplum bilincin yoktur. Artık renkleri unutmuşsundur. Baharların tatlı kokuları, yaramaz arıların sesleri, suların taşkınlıkları, sana hep mesafelidirler. Meltemler sana uğramaz olurlar. Bir yabancı senin kapını çalamaz yada yardıma muhtaç biri, çünkü sen zaten Tanrı bilir hangi kapıdasındır& Nitekim çocuk sevgisinden de noksansındır. Zavallı yalnız! Senin bir dostun dahi yoktur. Sen tadılmayan, asla tadılamayacak olan bir zehirsindir. Öyle bir dalmışsındır ki bizim göremediklerimize, bilemezsin. Neyi mi?
Yaşamayı. Meyus olsan da, kalbin parçalara ayrılıp delilercesine kanasa da, göz yaşların sonsuzluğa kavuşana dek ağlasan da, miden boş kafansa doluluktan patlasa da yine de yaşayabilmektir değerli olan. Doğru veya yanlış, iyi veya kötü, fark etmez. Eder deseler de kanma, etmez. Bunlar değildir yaşamda önemli olan, sadece ama sadece bir gülüşe bedel yaşama isteğidir.
Dostum, hayat yalnız geçirilmez. Yalnızsan ölemezsin bile. Çünkü yaşamak kadar güzel olan tek şey de ölmektir. Ama sen bütünüyle özgürsen her şeyden sakınırsın. Yaşadın mı ki ölesin? Sevmek değildir insanları mahkum eden, sevmemektir, sevilmemektir.
|