Hoşgeldiniz, Ziyaretçi
Lütfen Giriş ya da Kayıt.    Kayıp Parola?
Mağdur-e Hayatlar... (1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
BAŞLIK: Mağdur-e Hayatlar...
#65519
Mağdur-e Hayatlar... önce  
Durgundum, hayatın ötesinde bekliyordum sevinci.
Dalgındım, beklemelerin içinde buluyordum hayatı.

Cennetin arka kapılarından, bağıranların iniltilerinden, özgür esirlerden, ben kalıyordum yanıma. Gençtim, on yediydim henüz. Küçücük çocukların neden buz gibi sokaklarda, büyük adamlar gibi öldüğünü, hayatın neden bu kadar soğuk olduğunu ve yağan kârın neden dünyayı beyazlaştıramadığını bilmiyordum, anlamıyordum. Otobüslerin kavuşmayı, durakların sarılmayı ve aşkın iki başınalığı yaşattığına inanarak genç kalıyordum ve belki de geç kalıyordum.

Heyecanlarım, ağlamalarımın yankısında ıslanıyordu. Şehir saçlarıma dokunamayacak kadar yasaktı. Ve annem habersizce her sabah umuduyla tarayacak kadar rüzgarı emanet etmişti saçlarıma. O zamanlar olgunlaşan başaklara ben vuslat diyordum. Başkası başka, başkaları hep başka. Yıkık dökük hayallerle bakmayı öğretiyordu haber bültenleri, zamanın aynasından yarınlara. Oysa gerçek olan hayallerin bir gün mutlaka gerçek olacağıydı.

Şimdi gözlerinin buğusunda kan izleri taşıyan, sırtındaki leşlerden kamburlaşan bedenine yeni roller arayan bir yaşlıyım. Sandalyesinde oturan ve diriliş gününe dek kalkmayacak olan bir gençliğin varlığına şehidim.

Gölgem içinde ölümü, ölümler içinde sol köşemi anımsıyorum. Caddeler kırık fay hatlarında beklediklerimi, kaldırımlar meçhul ovalarda gezinen dolambaçlı bir otogar sarhoşunu besliyor. Dağlardan yuvarlanıyor salıncaklarım ve düşüp ömrüme bulaşıyor Nuh tufanından kalma hatalarım. Suskunluğumun isyanına bulaşıyor yıldızlar ve annem kanamaktan yorulan yanlarını düşürüyor yirminci yılıma. Babamsa gece nöbetlerinde tek, sabah uyanışlarında yalnız kalıyor çok başına.

Kurşun kokusunda kalıyor ruhum. Rotası yeminli bir infilak kokuyor, müntehir yanlarımdaki yazgının. Hangi şehir, hangi kent benim, yada bilmem şimdi O sevgili kimin? Sevmiyorum doğrudur! Bu yürek hala sever. Sevmek kısa sürdüyse, unutmak uzun sürer. Neresi burası bilmiyorum?

Arkamda, sonra bulamayacaklarım yanımda, sonra yaşayacaklarım ve önümde kandırmadan kandıklarım var. Baharımda Sürdan kalan son pişmanlıklar. Sonbaharımda kuyudan kalma tenhalıklar saklı. Bulutlar kalıyor içimde, yağmurdan miras. Oysa ağlamak adımın ardına tutunan bir yanımdı önceden. Öldürdükçe ölen ellerimle, maviyi ve kendimi öldürmeden. Mansurdan sıçrayan kanla kandığım, içimin sesi, rüyamın öfkesi ve hayallerimin hidreti bir kente birikiyorum bekleyişlerimle. Ona ağlıyorum, ağlamanın kutsandığı gecelerde.

Sabahın öpülmemiş alnında gecenin tutulmamış ellerini buluyorum. Yasaklanıyorum dupduru sulara bulanık gözlerle bakmaya. Denize bakmayı bilmeyenler bir gün mutlaka boğulur. Öyleyse ben boğuluyorum.

Çocuklar sütlerini siyaha bulayanları, anneler öldürülen kadınlıklarını ve erkekler emanet yaşamlarına katil olanları bilmeden yaşıyorlar. Her diyarda kayalaşan yürekler ve her yürekte uçmayı bilmeyen kırlangıçlar barınıyor. Oysa taş her yerde kutsal değildir ve her kadın her yerde sapan yürekli erkekler doğurmayı bilmez.

Kapıları yüzüme kapadığımda, bana âyâları ayrılıktan usanmış ve firakını kaybetmiş elleri kalıyor aşkın. Buz mavisi bir serüvenin itidalini yaşıyorum. Yapacak hiçbir şeyim kalmadı. Öyleyse ölüyorum. Ellerimde kalın geç kalışlar, ayakucumda ince yollar ve içimde senzede infazlarla infilak eden inşiharlar. Asılıyorum sen ağacında. Sonra son acıma ve çırpınıyorum, bu dünyanın ortasında kendimsiz kalışıma...
melankolik (Kullanıcı)
Asistan
Gönderiler: 230
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
Cevapla