Makaleler (1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
|
BAŞLIK: Makaleler
|
|
Makaleler önce
|
|
|
arkadaşlar bu köşede tam olarak haber addedilmeyen fakat okuduğunuzda gerçekten okuduma değdi diyeceğiniz makale, köşe yazılarını ve röportajları toparlayalım en azından uzun uzadıya gezinip gözümüzden kaçırdığımız bir konu varsa burada bulabilelim ilk makale benden
Tarihsel benzerlik insanı korkutuyorSoner Yalçın, 1875te yaşanan büyük ekonomik krizin benzer ayak seslerini duyuyor..
09 Mart 2008 17:22 --------------------------------------------------------------------------------
İşte Soner Yalçın'ın yazısı:
'İç piyasada büyük bir daralma var. İşsiz sayısına 90 bin kişi daha eklendi. Enflasyon eski günlere dönüş sinyali veriyor. Ve en önemlisi, dünya ekonomisinde büyük dalgalanmalar yaşanıyor. Küresel kriz, Türkiye gibi cari açığı büyük ülkelerde nelere yol açar? Cumhuriyet tarihinin en büyük mali krizi kapıda mı? Ben size dünü yazayım; bugüne benziyor mu siz karar verin.
TARİH 6 Ekim 1875. Yer: İstanbul. Sadrazam Mahmud Nedim Paşa, daha iki gün önce, "Osmanlı Devleti, faizleri yarıya mı indiriyor" sorusunu yönelten Reuters muhabirine, oruçlu ağzıyla yalan söylemek zorunda kaldı: "Bunların hepsi dedikodu!"
Bu demeç üzerine başta Londra ve Paris borsası olmak üzere Avrupa borsaları rahatladı. Oysa, Sadrazam Mahmud Nedim Paşa o demeci verdiği dakikalarda, Osmanlı tarihinin en önemli iktisadi kararının alınacağı bir toplantıya katıldı.
Sadrazam Mahmud Nedim Paşa başkanlığındaki bu gizli toplantıya; Adliye Nazırı Midhat Paşa, Bahriye Nazırı Hasan Rıza Paşa, Hariciye Nazırı Esat Saffed Paşa, Maarif Nazırı Ahmed Cevdet Paşa, Maliye Nazırı Yusuf Ziya Paşa, Ticaret Nazırı Mehmed Kabuli Paşa ve Şeyhülislam Hasan Fehmi Efendi gibi Osmanlı yönetiminin önemli isimleri katıldı.
Bu herkesten gizli yapılan toplantının gündeminde Osmanlının borçlar sorunu vardı. Osmanlı, son yıllarda aldığı borcu ancak borçla ödüyordu. Dış borcu 4 milyon 811 bin Frank idi. Osmanlı Bankası ve Galata bankerlerine olan borcu ise 190 milyon franktı.
Devlet hazinesi tamtakırdı.
Moratoryum kaçınılmazdı. Yani hazine, dış borçlarını, anapara ve faizlerini ödeyemeyecek durumdaydı. Mahmud Nedim Paşanın konağında sabaha kadar süren tartışmalardan sonra karar alındı:
Ana borç ve faizinin ancak yarısı ödenecekti. Yarısı için ise beş yıllık ve yüzde 5 faizli tahvil verilecekti. Paniği önleyebilmek için garanti olarak tütün, tuz, gümrük vergileri ve mısır gelirinden oluşan bir fon yaratılacaktı. Gerekirse ağnam (hayvan) vergisi de fonda kullanılacaktı.
"İzahname"yi Maarif Nazırı Ahmed Cevdet Paşa el yazıyla kaleme aldı. Osmanlı tarihinin en önemli iktisadi kararının dışarıya/borsaya sızmaması gerekiyordu. Toplantıya katılanlar Kuranı Kerim üzerine el basıp yemin ettiler.
PEKİ, NE OLMUŞTU?
Gelin biraz başa dönelim:
Tanzimat süreciyle birlikte İngiltere ve Fransa ile ticaret anlaşmaları imzalandı. Osmanlının "devletçi ekonomisi" rafa kalktı. Yabancı sermayenin önündeki tüm engeller kaldırıldı. İthal gümrükler yüzde 12den yüzde 3e düşürüldü. Bu durum Osmanlı ekonomisinde kısmi bir canlanma yarattı; ihracat ve ithalat arttı. Osmanlı ucuz ithal mallar cenneti yapıldı!
Ancak...
Yüzyılın ortasında İstanbul ve diğer Osmanlı limanlarında ödeme güçlükleri yaşandı. Osmanlı, finans ihtiyacını İstanbuldaki bankerlerden karşılamaya başladı. Fakat zamanla bu banker ve sarrafların ekonomik gücü, hükümeti ve ekonomiyi finanse edemez duruma geldi.
Aynı dönemde Avrupada sanayi devriminin ikinci aşaması, finans kapitalin doğduğu süreç başladı. Halkın elinde finans-tasarruf fazlası vardı. Ve halkın parasını değerlendirecek aracı finans kurumları ortaya çıktı. Avrupalı aracı kurumların koşar adım geldikleri ülkelerin başında Osmanlı vardı.
Çünkü...
Osmanlı hazinesi kısa vadeli borçlanmaya bile yüzde 22-24 gibi faizler veriyordu. Zenginleşmeye başlayan Avrupa orta sınıfı, tasarrufları için kendi ülkelerindeki yüzde 3-4 gibi düşük faiz gelirleri yerine, kuşkusuz Osmanlı piyasasını tercih etti. Osmanlı káğıtlarının cazibesi o kadar arttı ki, Osmanlı banker ve sarrafları 1873 yılında resmi olarak Dersaadet Tahvilat Borsasını kurdu.
Borsa oyunlarıyla kolay para kazanma yollarının açılması üzerine yabancı borsalarda tutunamayan birçok yabancı banker, simsar, kumarbaz, Galata borsasına akın etti. Müzayede salonu ve kulislerinde, beyaz kolalı gömlek giymiş birkaç yabancı dil konuşan simsarlar vardı artık. Kolay yoldan para kazanma hırsına yenik düşen Osmanlı bürokratları, münevverleri ve esnafı bile borsada oynamaya başladı.
İstanbulda sırf borsayla ilgili haberler veren gazeteler türedi: "La Turquie", "Phare du Bosphore", "Moniteur Otoman", "Revue de Constantinople."
Osmanlı gazetelerinde bile borsayla ilgili sayfalar, envanterler yayınlanmaya başladı. Borsa haberleri artık birinci sayfalardaydı.
Bu arada...
Osmanlı hiç ödemeyecekmiş gibi hep borçlandı. Sadrazam Mahmud Nedim Paşa, sürekli "Ekonomi çok iyi" diyordu ve sadrazam basın tarafından el üstünde tutuluyordu.
GELEN PARALARA NE YAPILDI?
Peki; dışarıdan gelen paralar nereye gitti?
Yeni demiryolları inşaatı başladı; denizaltılar alındı, ordunun ihtiyaçları giderildi. Ekonomideki yapısal dönüşüm, kültürel değişime de neden oldu. Yeni bir yaşam tarzı doğdu. Boğazda yalı yaptırmak moda oldu. Yeni konutlar yaptırıldı sürekli.
"Araba Sevdası" başladı. Avrupalı gibi giyinmek, onlar gibi konuşmak özenilir hale geldi. Gece hayatı renklendi. Yeni hayat biçiminin oluşturulmasında, borsaya gelen Avrupalılar başaktör oldu.
Ama...
Bolluk yılları çabuk tükendi. Dış ticaret açığı büyüdü. Sterlinin değeri çok arttı. İthal mallar pahalandı. Artık alışveriş yapılacak yerli küçük işletmeler de yoktu; çünkü on binlercesi ithal rekabete dayanamayıp iflas etmişti. Osmanlı üretmeden tüketmenin cezasını çekiyordu.
Osmanlı Devletinin yayınladığı "irade-i seniye" ile borçlarını erteleme kararı Avrupayı sarstı. Bu duruma "mali barbarlık" adını verdiler. Öyle ya, onlara göre Türkler barbar değil miydi? Krizin adı da böyle olacaktı!
Diyorlardı ki: "İspanya ve İtalya gibi karşılıklı görüşmelerle faizleri üçte bir oranında indirebilirdiniz. Oysa siz tahvil sahiplerine haber bile vermediniz."
Yine de, Times (8 Ekim) ve Economist (9 Ekim), Avrupa piyasalarındaki paniği giderici haberler yapmaya çalıştı. Çünkü panik, Avrupa piyasasını da derinden sarsabilirdi.
Ne var ki endişeler giderilemedi. Osmanlı tahvilleri yüzde 40 değer kaybetti. Birçok Avrupalı küçük işletme battı. Ve Avrupa basını, sorunun nedenini buldu! Osmanlı maliyesi konusunda köklü bir reform şarttı. Ayrıca bir de anayasa gerekiyordu.
Sultan Abdülazizin tahtan indirilmesi konuşulmaya başlandı. Ama bunun için kamuoyunun hazırlanması gerekiyordu.
AVRUPA HİÇ UNUTMADI
Düğmeye basıldı.
Fransız LEconomiste Dergisi, 16 Ekimli başyazısında Sultan Abdülazizin saray harcamalarını konu etti. Benzer yayınları Times gibi diğer yayın organları da sürdürdü. Kuşkusuz, sarayın harcamaları abartılıydı ama tüm paranın bu tür harcamalara gittiğini yazmanın başka nedeni vardı: Mason Şehzade Murad padişahlığa hazırlatılıyordu.
İlk eylemi medrese öğrencileri yaptı. Görünür neden; ulemanın emekliliği için gerekli sürenin 20 yıla çıkarılmasıydı! 5 bin medrese öğrencisi sokaklara çıktı.
Bu öğrencilerin arkasında İngilizlerin olduğu artık bilinen tarihsel bir gerçek.
Ruslar Şehzade Muradı kaçırma planları yaptı. Sultan Abdülazizi ve Sadrazam Mahmud Nedim Paşayı destekliyorlardı! Rakipleri İngilizlerdi.
Bir parantez açayım: Osmanlıda artık o dönemde "yeni tip" devlet adamlığı makbuldü. Eskiden nüfuzlu paşaların koltuğunun altına girerek makam sahibi olunurken, Sadrazam Mustafa Reşid Paşa döneminde yabancı devletlerin himayesine girerek koltuk kapma süreci başlamıştı. Artık paranın büyük güç olduğu, iktidarı ele geçirmek ya da elde tutmak için paradan başka hiçbir gücün işe yaramadığı ortaya çıkmıştı!
Bu nedenle...
Mustafa Reşid Paşa İngilizciydi. "Öğrencisi" sadrazamlar; Fuad Paşa ile Ali Paşa Fransızlara yakındı. 1870 yılında Alman orduları, Fransızları büyük bir bozguna uğratıp III. Napolyonu esir alınca Fransa, Avrupa ve dolayısıyla Osmanlı diplomasisindeki ayrıcalıklı yerini kaybetti. İşte bu yeri şimdi Rus yanlısı bir sadrazam, Mahmud Nedim Paşa dolduracaktı.
Ayrıca...
Sadrazamlığa Rusya yanlısı birinin getirilme nedeni, Balkanlardaki Ortodoks Sırp ve Bulgar ayaklanmalarıydı. Osmanlı yönetimi, Rus yanlısı bir sadrazam ile Balkan sorununu gidereceğini sanıyordu.
Ayrıca...
Mahmud Nedim Paşanın bir özelliği daha vardı:
Borsadan çok iyi anlıyordu! Para ve borsa işlerinden anlayan ve hatta bunları ciddiye alan ilk Osmanlı sadrazamı idi.
Mahmud Nedim Paşanın her iki konuda da bir "danışmanı" vardı:
İstanbuldaki Rusya Büyükelçisi Kont Nikola İgnatiyef. Bu yakınlık sonucu sadrazama "Nedimof" denmeye başlanmıştı.
VE ASKERİ DARBE
Osmanlının moratoryum ilan ederek Avrupanın rantlarını ödememesinin bir büyük faturası da, Balkan sorununda yaşandı. Bulgarların, Sırpların, Yunanların Türklere yönelik katliamları Avrupada kayıtsızlıkla karşılandı.
Çünkü onlara göre, "tahvillerin kısmen ödemelerinin durdurulması, bir milletin işleyebileceği her türlü cürümden daha büyük"tü!
Osmanlı sadece dış sorunlarda değil iç piyasada da büyük daralmalar yaşadı.
Son üç yıldır Anadoluya doğru dürüst kar ve yağmur yağmamasının sonucu büyük kuraklık oldu. Kuraklık kolerayı da beraberinde getirdi. İnsanlar sokaklarda açlıktan öldü.
Vakanüvis Ahmed Lütfi Efendi, o dönemi şöyle yazdı:
"İstanbulda parasızlık o kadar, o dereceye varmıştı ki, zenginler ve fakirler günlük zorunlu ihtiyaçlarını bile karşılayamadı. Hazine, memurlarına bile sekiz ay maaş veremedi."
Sonunda ne olduğunu tahmin etmişsinizdir:
Okul Komutanı Süleyman Paşa, Harbiyeli öğrencileriyle harekete geçti. İstanbul Komutanı Refik Paşa da Taşkışla ve Gümüşsuyu barakalarındaki askerleri alarak Dolmabahçe Sarayını kuşattı. Sultan Abdülaziz, askeri bir darbeyle koltuğundan indirildi.
Tarih 30 Mayıs 1876 idi. Ekonomik kararların alınmasının üzerinden daha 7 ay geçmişti.
Devalüasyon kararı alan düşürülüyor
7 Eylül 1946, Başbakan Recep Peker, devalüasyon oranı yüzde 53; başbakan düşürüldü.
4 Ağustos 1958, Başbakan Adnan Menderes, devalüasyon yüzde 60; başbakan düşürüldü.
10 Ağustos 1970, Başbakan Süleyman Demirel, devalüasyon oranı yüzde 40; düşürüldü.
24 Ocak 1980, Başbakan Süleyman Demirel, devalüasyon oranı yüzde 35; düşürüldü.
5 Nisan 1994, Başbakan Tansu Çiller, devalüasyon oranı yüzde 50; düşürüldü.
19 Şubat 2001, Başbakan Bülent Ecevit, devalüasyon oranı yüzde 50; düşürüldü.
İlginçtir...
Adnan Menderesi 27 Mayıs 1960 askeri hareketi;
Süleyman Demireli 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbeleri;
Tansu Çilleri 28 Şubat 1997 "postmodern" askeri hareketi yıkmıştır.
Yani; bizim tarihimizde ağır ekonomik kararları alan hükümetlerin başına gelenlerle Sultan Abdülazizin başına gelenler benzerdi.
İşte irade-i seniyenin izahnamesi
Teşrini evvelin altısı ile Babıáli tarafından ilan olunan beyanname ile izahati gerek borsada ve gerek birtakım sermayedarlar ve bankalar tarafından başka başka manalar ile tefsir olunması ile kamuoyunda bazı tereddütler belirdiğinden artık her nevi şüpheyi ortadan kaldırmak üzere Babıálice aşağıdaki açıklamanın beyanı lazım gelmiştir.
Şöyle ki: Evvela iş bu tarihten itibaren Saltanatı Seniyenin dahili ve harici borçlarının faizi ile ana parasına mahsuben verilen kısmı beş sene müddet için yarıya indirilmiştir.
Saniyen bu karar gereğince kuponların ilk yarısı tamamen ve nakit olarak ve ikinci yarısı senet karşılığı ödenecektir.
Ve iş bu yeni senetlerin yüzde beş hesabı ile faizi, birinci yarımın taksiti zamanında ayni şekilde ödenecektir.
Salisen gerek adı geçen birinci yarının nakden ve tamamen tediyesine ve gerek zikrolunan yeni senetlerin havi olduğu yüzde beş faizin ödenmesine hasrolunan teminat gümrüklerin varidatı umumiyesi ile tütün ve tuz varidatından ve Mısır vergisinden ve yetmediği takdirde hayvanlar rüsumundan ibaret olacaktır.
Rabian zikrolunan beş sene hitamında yeni senetlerin yüzde beş faizli olarak havi olduğu sermaye tesviye olunmazsa dış istikrazlardan vadesi en evvel gelecek olan istikraza mahsus olan teminat, faiz ve anaparaya mahsuben verilen kısmı dahil olarak yeni senetlerin tamamı ile ifasına hasrolunacaktır.
9 Ramazan 1292 ve 28 Eylül 1292 '
Hürriyet
|
|
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
|
|
|
|
|
Son Düzenleme: 10/03/2008 05:35 Düz. udrn.
|
|
|
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.
|
|
|
Makaleler önce
|
|
|
Emekli Paşa'dan 'çok ağır' iddialar
28 Şubat sürecinin önemli isimlerinden Emekli Tümgeneral Osman Özbek'ten ilginç iddialar. AK Parti'yi Amerika'nın kurdurduğunu iddia eden Özbek'in sözleri çok tartışılacak.
Emekli Tümgeneral Osman Özbek, başını CHPli Mehmet Tomanbayın çektiği, Demokratik Değişim Hareketine bağlı Siyaset Akademisince düzenlenen konferansta bir konuşma yaptı.
Büyük Ortadoğu Projesinin en başta gelen hedefinin, Türkiyede AKPnin yeşertilmesi, iktidara getirilmesi, ikinci önemli maddesinin ise CHPnin çökertilmesi olduğunu ileri süren Osman Özbek, ABD, CHPyi Iraktaki Baas Partisi gibi görüyor. Nasıl Baası çökerttiler, CHPyi de çökertebilirler diye düşünüyorlar dedi.
AKPnin temelleri, ABDnin Yeşil Kuşak Projesi ve 12 Eylülden geliyor diyen Osman Özbek, AK Partinin kuruluşu ile ilgili şu çarpıcı anılarını anlattı:
Şimdiki Kayseri Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, benden vali aracılığıyla randevu istedi. Çünkü vermiyordum randevu. O zaman Melikgazi Belediye Başkanıydı. Buyrun dedim. Ne istiyorsunuz?
Komutanım dedi. Abdullah Gül, Refah Partisinden ayrılıyor, bir parti kuruyor ve Başbakan oluyor Sene 1998. Seninle görüşmek istiyor. Sen, ben, Abdullah Gül, bir bağ evinde görüşme yapacağız dedi. Ben de ona, bu gibi düşünceleri nereden çıkardığını sordum. Türkiyede öyle bir şeyin olamayacağını söyledim. Çünkü daha 28 Şubat süreci devam ediyordu.
Ben öyle deyince, Amerika kararını verdi dedi. O sıralarda da Doğu Perinçek yazıyordu, Amerika kararını verdi. Tayyip Erdoğan Başbakan, Abdullah Gül Dışişleri Bakanı diye. Kimse ciddiye almıyordu.
Ankaraya tayin oldum. İçişleri Bakanlığından önemli bir bürokrat benden randevu istedi. Geldi. Komutanım, yeni bir parti kuruluyor, ben de o partinin danışmanıyım. Beni Recep Tayyip Erdoğan gönderdi, Osman Paşam bana bir saatlik randevu versin diyor dedi. Bu nereden çıktı şimdi dedim. Hani Abdullah Gül parti kuruyordu?
ABDULLAH GÜL İKİNCİ ADAM
Abdullah ikinci adam dedi. Esas lider Erdoğan dedi. Her şey planlandı dedi. 57. Hükümet dağılacak. Tarihe karışacak. Sen bir saat ayır Recep Tayyip Erdoğana. Senin geleceğin için de hayırlı olur dedi. O sıralar Erdoğan cezaevinden yeni çıkmıştı.
İki ay sonra bir vali, rahmetli Oğuz Berberoğlu geldi. Erzurumda beraberdik. Beni Recep Tayyip Erdoğan gönderdi. Osman Paşam bana bir saat randevu versin diyor dedi. Ben iki ay önce de haber gönderdiğinde kabul etmedim dedim.
Biliyorum dedi. Bir sürü de laf etmişsin. Hepsini biliyorlar dedi. Ben Erdoğanın başdanışmanıyım dedi. Amerika her şeyi planladı dedi.
Amerika yıllar sonra kurulacak hükümeti planlıyor. İnsanlar bana gelip bunu söylüyor ben generalim. Bunları ben Erciyes Üniversitesinde bir panelde söyledim. Televizyona çıktım. Yalansa televizyona bağlansın dedim Özhaseki için. Ama bağlanamadı
Konuşmasında, PKK terörünün büyümesinden dolayı 12 Eylül yönetimi ve Turgut Özalı suçlayan Özbek, 12 Eylülün daha sonraki uygulamalarına tamamen karşıydım. Türkiye bu hale gelmişse, kesinlikle 12 Eylülü yapanların sorumluluğu vardır. PKK ile mücadele bile etmemiştir 12 Eylül yönetimi. Kenan Evren ile Turgut Özalın, özellikle PKKya karşı ihanete varan sorumlulukları olduğunu düşünüyorum. Bunu daha önce de söyledim. Hatta tartıştık televizyon kanallarında Kenan Evren ile.
Hatta 12 Eylül darbesi yapıldığında Amerikalıların bizim oğlanlar yaptı dediklerini biliyoruz. Şimdi de sivil oğlanların devri. Sivil oğlanlar Anayasayı Amerikaya götürdüler ya. O zaman şapkalı bizim oğlanlardı, şimdi de takkeli bizim oğlanlar. Hiçbir fark yok yani şeklinde konuştu.
MİLLİYETÇİ YEDEK PARÇA
AKPye karşı laik cumhuriyetin korunması konusunda tüm partilerin dayanışma noktasında olması gerektiğini düşünürüm diyen Emekli Tümgeneral Osman Özbek, Ama MHP Genel Başkanı Devlet Bahçelinin ip atışı, Sen ey Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı olsan da, okyanus ötesine kaçsan da seni oradan indirmek ve yargılamak bizim görevimizdir diyen bir MHPden, bir Milliyetçi Yedek Parça doğdu.
Bahçeli, Türkiye şimdiye kadar hiç bu kadar onursuz yönetilmemiştir. Abdullah Gül en başarısız Dışişleri Bakanıdır demiştir. Ama cumhurbaşkanı seçimine gelinince, anlaşılmaz bir şekilde biz karışmayız demişlerdir. Sen sıfır başarılı bir Dışişleri Bakanının Cumhurbaşkanı olmasına nasıl karşı çıkmazsın? MHP, laik cumhuriyeti savunmamıştır, MHP şu anda kuşkulu bir parti haline gelmiştir. Bu da liderinden dolayı olmuştur. Liderinin değişmesini, ben CHPden daha çok istiyorum ifadelerini kullandı.
MHP önüne emekli subaylar derneği üyelerince siyah çelenk bırakılması olayına da değinen Özbek, Siyah çelenk olayı da ayrı bir olaydır. MHP, kurmay Albay Alparslan Türkeşin kurduğu bir partidir. 12 Eylülden sonra partiyi ayağa kaldıran, Emekli Orgeneral Hüseyin Cevizoğludur. Oraya siyah çelenk götüren arkadaşlarımız, o partiden böyle bir tutum beklemedikleri için bunu götürmüşlerdir. Onlarsa, bir çelenge bile tahammül edememişlerdir. Emekli subaylar, MHPye demokratik tepkilerini yansıtmak için yapmışlardır. Sen çıkıp onları çaya davet etsene. Sana yakışan bu değil midir? diye konuştu.
BÜYÜKANITI DA ELEŞTİRDİ
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu dahil, din adamlarının saç baş kapanmasının dinimizde şart olmadığını belirttiğini savunan Özbek, Din adamları şart değil diyorsa, sen bu kızlarımızın başlarını niye kapattırıyorsun? Laik bir ülkede Anayasa dini gereklere göre değiştirilir mi? AKP, laik cumhuriyeti şaşırtmıştır şeklinde ifadeler kullandı.
Kuzey Iraka gerçekleştirilen kara harekatının erken tamamlanması konusundaki tartışmalara da değinen Özbek, Bana göre, hükümete çatıyor CHP Genel Başkanı Deniz Baykal. Sayın Genelkurmay Başkanı üzerine alındı. Bana göre alınmamalıydı. Bu havada gidilir miydi Iraka? Gidince neler oldu bakın, birbirimize düştük.
ABD Savunma Bakanı, operasyonla ilgili olarak Türkiyeye mektup yazdı. Mektubun içeriği açıklanmadı. Kolu sakat olmasına rağmen kalktı geldi ültimatom vermeye. Bu ziyaret kabul edilmeyebilirdi. Randevu verilmeyebilirdi. Barzani Rice ile görüşmedi aynı günlerde. Barzani bile ABDye tepkisini koyabildi, biz koyamadık dedi.
Özbek, Jandarma Eski Genel Komutanı Eşref Bitlisin uçağının düşmesinin suikast olup olmadığının sorulması üzerine de şu görüşleri dile getirdi:
Eşref Bitlisin Genel Sekreteriydim. Eşref Bitlisi ben yolcu ettim. Uçağı düşünce de ilk koşan ben oldum. Eşref Bitlis, Hakurkta, Zapta, 7-8 PKK kampında ABDnin İncirlik üssünde askerlerine verdiği ilaç ve erzakın bulunmasından çok rahatsız oldu. Ben kamplardan alınıp getirilen bu malzemeleri gördüm onun makamında. Komutanımız bundan son derece rahatsızdı. ABDlilerden ve İngilizlerden çok rahatsızdı. Çok büyük oyunlar oynanıyor. Herkesin bunun farkında olması gerekiyordu. Eşref Paşa düşürüldü demiyorum ama şüphelenmek lazım
OSMAN ÖZBEK KİMDİR?
Emekli Tümgeneral Osman Özbek, 28 Şubat sürecinin önemli isimlerinden..Ordudan ayrıldıktan sonra siyasete giren Özbek Paşa, Cumhuriyetçi Demokrasi Partisini (CDP) kurdu. 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde ulusalcı kanatın etkin isimlerinden Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Yekta Güngör Özden ve Yargıtay Cumhuriyet eski Başsavcısı Vural Savaş ile birlikte siyasete atıldı. Emekli Tümgeneral Osman Özbek, 28 Şubat sürecinde, Refah Partisi ve dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan hakkında yaptığı sert açıklamalarla gündeme gelmişti. Jandarma tarafından başlatılan ve sonu bazı siyasetçilerin Yüce Divanda yargılanmasına varan Beyaz Enerji Operasyonunun kilit isimleri arasında yer aldı. Bülent Ecevit hükümetinin tepkisi üzerine Kayseriye atandığı için istifa edip emekliye ayrıldı. Ulusalcı görüşleri ile biliniyor.. cafesiyaset.com (özel)
|
|
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
|
|
|
|
|
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.
|
|
|
Makaleler önce
|
|
|
Mısır Kardeşliği! Karadenizli sanatçı Erkan Ocaklı geçenlerde Lütfi Kırdar Kongre ve Kültür Merkezinde 40. sanat yılını kutlamıştı. Erkan Ocaklının müzik arşivlerine kazandırdığı türküler herkesin dilinde dolaşıp durmuştu gece boyunca. Halen pankreas kanseri tedavisi gören Erkan Ocaklının en hit türküsü hiç kuşkusuz Mısırı kuruttun mi? adlı taşlama tabi ki.
Rize yöresine ait olan bu hareketli türkü son günlerde bazı müteşebbis Türk gençlerinin dilinde yine. Özellikle de AKP çevresinde, işbilir babaların işbilir oğulları Mısır kuruttun mi? türküsünü tutturmuş gidiyor adeta&
Gelin önce mısır üzerinden yapılan bu güzel taşlama türkünün sözlerini hatırlayalım;
Suda pişmiş mısırı Tuzlayıp yiyeceksin Mısırın türküsünü Benden dinleyeceksin
Korko çorbası derler Mısırın çorbasına Benden selamlar olsun Mısırın babasına
Mısırın ekmeğini Ederler saç altına Bizim sofrada mısır Benzer sarı altına
Mısırı kuruttun mi? Ambarda durulttun mi? Nenen çarık giyerdi Bunları unuttun mi?
Böyle uzayıp gidiyor mısırın türküsü&
Demin yukarıda dedim ya ne hikmetse hepsi de iktidar koltuğunda oturan bazı AKPli işbilir babaların işbilir oğulları, birbirinin ardı sıra mısırın sırrını keşfetti&
İlk önce Maliye Bakanı Kemal Unakıtanın oğlu Abdullah Unakıtan'ın hissedarı olduğu AB Gıda, 4 bin ton mısır ithal etti. Bu ithalattan dört gün sonra da vergi oranı yüzde 20'den yüzde 70'e çekildi. Bu değişiklikle Abdullah Unakıtan'ın şirketine 366 milyar YTL avantaj sağlandı. Maliye Bakanı oğlunu; 4 bin ton mısırı tavuklarına yedirmek için aldı' sözleriyle savundu.
AKPli gençlerin mısıra olan ilgisi bundan sonra doruğa ulaştı ve Cumhurbaşkanı başta olmak üzere bazı AKPli bakanların ve belediye başkanlarının oğulları bu kez insanlara mısır yedirmek için harekete geçti.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün oğlu Mehmet Emre Gül internet üzerinden mısır satmak için şirket kurarken, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaşın oğulları Hüseyin Ersan Topbaş ile Mustafa Ömer Topbaş alışveriş merkezlerinde mısır satmak için tabela astı. Son olarak da Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özakın oğlu havalimanlarında mısır satmak için şirket kurdu.
AKPli Cumhurbaşkanının, bakanların ve belediye başkanının oğulları, suda pişmiş mısırı tuzlayıp satmak için ülkemin tüketim kalelerini kardeş kardeş paylaştılar anlayacağınız&
Ne diyelim: Yaşasın mısır kardeşliği&
Şimdilik tabi ki&!
GÜRSEL TEKİN
|
|
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
|
|
|
|
|
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.
|
|
|
Makaleler önce
|
|
Fethullah Her Yerde... Fethullah Gülen , Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök 'e mektup yazıp, The Economist dergisinde çıkan değerlendirme yazısına değinerek şöyle demiş: "Bana peygamber demişler hâşâ!" ABD 'nin Büyük Ortadoğu Projesi' nin bir ayağında olan Fethullah Gülen on yıldır ABD 'de yaşıyor... 90 ülkede 500 okul... Irak 'ın kuzeyinde okullar, bir hastane ve üniversite kurma hazırlığı... Pensilvanya' da "Altın Nesil" villalarında müritleriyle yaşayan Fethullah, BOP'un Türkiye ayağında önemli bir görev üstlendi; AKP 'nin Güneydoğu 'da güçlenmesi için yoğun çaba harcadı, Kurban Bayramı'nda Fethullahçılar Diyarbakır 'dan Siirt 'e dek kapı kapı dolaşıp gıda paketi dağıttı ... Fethullahçıların ünlü "Abant Plaftormu" bu kez 28-29 Mart 'ta Diyarbakır 'da yapılacak... Fethullahçılar, İlhan Selçuk'un deyişiyle, artık küresel bir güce dönüştü... Şaka değil, 7-8 milyar doları bulan sermaye onların yönetiminde bugün... Serdar Akinan , Akşam gazetesindeki köşesinde bir soru yöneltmişti Fethullah'a: "Fethullah Gülen, eli kanlı katil Dick Cheney ' ye adam yolladı mı, yollamadı mı?" Turkish Cultural Center Başkanı Recep Özkan, Dick Cheney ' nin özel danışmanı Christopher Haave 'yle New York 'ta (ocak ayının son haftası) baş başa bir görüşme yapmıştı... Sky TV 'nin Genel Yayın Yönetmeni olan Akinan'a Fethullahçılar dört koldan saldırıp hakaret etmeye başladılar: "Gazeteci değil, kendi nefsinin ajanı!" *** Bazı okurlar sordular: "Fethullahçı okullar Rusya 'da niçin kapatılıyor?" Fethullahçıların Rusya'da Serhat, Eflak, Toros, Tolerans ve Ufuk gibi dernekleri bulunuyor... Görevini Medvedev 'e devretmeye hazırlanan Rusya Devlet Başkanı Putin , Fethullahçı derneklerin CIA 'yla işbirliği yapıp birlikte istihbarat çalışmalarında bulunduklarını açıkladı birkaç kez... Okullar, adlarını saydığım dernekler ya da vakıfların... Saha-Yakut, Buryatya, Başkurdistan, Dağıstan, Karaçay-Çerkesk , Tuva ve Hakasya gibi büyük bölümü Türk asıllı ve Müslümanların oluşturduğu Rusya'ya bağlı özerk cumhuriyetlerde de Fethullahçı okullar kapatıldı... Rusya Federal Güvenlik Servisi (FS  Fethullahçı okulların "aşırı dinci" eğitim verdiklerini, CIA 'yla işbirliği içinde olduklarını açıkladı. FSB Başkanı Nikolay Putruşev, 1990'lı yılların başlarında kurulan Fethullahçı okulların Moskova 'dan Kafkasya ve Sibirya 'ya dek geniş bölgede eğitim verdiğini belirtip şu açıklamayı yaptı: "Şu anda Moskova' da bir, St. Petersburg 'da iki Türk okulu var. Bunlar çok sıkı denetleniyor. Sibirya Yakut-Saha Cumhuriyeti' nde eğitim veren okul yönetimi Fethullahçılardan alındı. " Rusya her fırsatta Fethullah Gülen'den duyduğu rahatsızlığı Türkiye'ye iletiyor... Vladimir Putin, Türkmenistan ve Özbekistan 'da yapılan askeri darbe girişimlerinde ve birçok ülkedeki iç karışıklıklarda Fethullah Gülen'in parmağı olduğunu öne sürüyor... Moskova, Fethullah Gülen'in müritlerini 2000 yılından beri yakından izliyor... *** Fethullahçılar eski Marksist döneklerle, liboşlarla, faşistlerle el eledir ... Fethullah Gülen Türkiye'ye döner mi? Henüz çok erken!.. Biraz bekler, gelişmeleri izler!.. Türkiye'de 2 bin 500 dershanenin 2 bini Fethullahçıların elinde, 1500'e yakın özel okulun üçte ikisi Fethullahçıların yönetiminde... Devletin duyarlı kurum ve kuruluşlarında Fethullahçılar bulunmuyor mu? ABD emperyalizminin buyruğunda olan Fethullahçılar bugün her yerde soluk alıp veriyorlar... Washington 'dan Ankara 'ya; Londra' dan Moskova' ya dek içeride ve dışarıda ABD'nin buyruğunu yerine getiriyorlar... Fethullah peygamber değil , hâşâ!.. BOP 'un Türkiye ayağı, ABD emperyalizminin İslamcı kanadı!.. Ne dersiniz? HİKMET ÇETİNKAYA
|
|
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
|
|
|
|
|
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.
|
|
|
Makaleler önce
|
|
|
Peki o üç çocuklar nereye gidiyor?
12.03.2008 Keşke her şey reklamlardaki gibi olsa. Kahvaltıda üç dört kardeş birbirleriyle şakalaşa şakalaşa sütünü kim önce bitirecek yarışı yaparken baba gazetesinin üzerinden bakıp gülümsese& Sabahın o saatinde her nasılsa makyajlı olan anne kızının saçını örerken mutluluktan iç geçirse& Az sonra servisin kornası duyulsa, çocuklar okullarına gitse&Dedim ya, keşke&
Ama burası Türkiye! Yer sofrasında dört beş kardeş zeytin kapma yarışı yaparken içeriden işsiz babanın Sessiz olun lan! diye homurdandığı ülke& Yarı aç yarı tok çocukların sabahın kör ayazında okula değil işe gittiği, annelerin mutsuzluktan gözünün ferinin solduğu ülke& Burası çocuk işçiler cehennemi, Türkiye!
İşte bu yüzden sorun üç çocuk yapma ya da yapmama sorunu değil bence. Sorun üç çocuğu doğuran kadının iş hayatından uzaklaşması sorunundan da tehlikeli. Daha derin! Daha ölümcül! Sorun o üç çocuğun ne yapacağı sorunu ya da o üç çocukla ne yapılacağı sorunu! Çünkü maalesef ki o üç çocukların pek azı okuyabiliyor!
Türkiyede son verilere göre 6-17 yaş arasındaki 7 milyon çocuk çalışıyor.
Bu çocukların 700 bininin çalışma şartları çok kötü! Üçte ikisi asgari ücretin altında maaş alıyor. Çalıştıkları yerler güvenli değil, yaptıkları iş ileride binbir türlü hastalığa yol açacak kadar tehlikeli!
Dahası iş kazası geçiren çocukların yüzde 64ünün tedavi masraflarını patron üstlenmiyor!
Sigorta mı?
Komik olmayın!
Ama dedim ya burası Türkiye! Tabii ki hükümet çocuktan değil, işverenden yana! Zira hükümet yeni bir istihdam paketini sunmaya hazırlanıyor. Pakette çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılması için öngörülen ceza, ceza değil de neredeyse ödül! Şu andaki duruma göre çocukların tehlikeli işlerde çalıştırılmasının cezası kaç çocuk çalıştırılırsa çalışsın 904 YTL. Yeni düzenlemeye göre ise çocuk başına kesilecek ceza 100 YTL. Yani hükümet 12 yaşındaki bir çocuğu torna tezgahına koyan patrona diyor ki Abartma, çocuk çalıştır ama bari 9u bulma!
Ben de soruyorum size hangi patron için sabahın köründen gece yarısına kadar haftada 6 gün sigortasız asgari ücretin yarısına çalıştırdıkları, yani etini alıp kemiğini bıraktıkları bir çocuk için 100 YTL ceza önemli ki? Hangi patron 100 YTL için çocuk çalıştırmaktan vazgeçer ki?
İşte böyle! Ne yazık ki bu ülkede çocuklar Başbakanın kürsüden bağırdığı gibi bereketiyle gelmiyor. Gemi almıyor, belki hayatı boyunca gemi bile görmüyor! Amerikada okumuyor, belki hayat ilkokulu bitirmesine bile izin vermiyor! Ne yazık ki bu ülkede çocuklar 5 bin YTL borçla doğuyor. Sonra da doğurun buyuran başkalarının çocuklarının devlet kesesinde açtığı bu borcu ödemek için ömür boyu çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor&
Melike İlgün
|
|
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
|
|
|
|
|
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.
|
|
|
Makaleler önce
|
|
|
Sevişin, sevişin
Hani tabiri caizse, laik kesimle laikliğin en büyük güvencesi sayılan TSK arasında polemik büyüyor,
PKK yeni eylem planları hazırlıyor,
Kedisini bile Türkiyeye vermeyen Talabani, Atatürkün köşkünde yemeklerle ağırlanıyor,
Amerika dünya kamuoyuna harekatla ilgili yaptığı açıklamalarla iç dengeleri bir birine katıyor,
DTP nin üç gülü yeşil, sarı, kırmızı türbanı ile yan yana oturuyor, velev ki siyasi simge olsa ne olur tümcesini yeniden yorumluyor.
Anayasamız Amerikada Gülen cemaatlerinin vakıfları tarafından masaya yatırılıyor,
Ama siz sevişin, sevişin&
Emeklilik yaşı arttırılıyor, kıdem tazminatı ortadan kaldırılıyor,
İşçi, memur iş yavaşlatıyor, greve gidiyor,
Hastaneler hastalara ilaç sağlayamıyor, hastalar özel hastanelerde artık muayene olamıyor,
Doktorlar devlet hastanelerinden kaçırtılıyor, yeni yandaş kadrolar oluşturuluyor, yabancı doktorlara kadro açılıyor,
Ama siz sevişin, sevişin&
Ekonomik dar boğaz esnafın belini kırıyor, kepenkler bir bir kapanıyor,
90.000 yeni işsiz, işsizlik ordusuna katılıyor,
Çekler karşılıksız çıkıyor, senetler ödenemiyor, tahsilatlar yapılamıyor,
Üretim geçen yılın Ocak ayına göre %30 küçülme gösteriyor,
Bankalar sanayiciye, ithalatçıya, ihracatçıya değil ancak tüketicilere kredi verebiliyor,
95 milyar dolar rezerviyle Türkiye, dünyadaki olası ekonomik krizin en büyük hedefi halinde zambak gibi ortada sırıtıyor,
Kağıt üstünde 2000 dolar zenginleşiyoruz,
Yeni vergiler kapıda, soluduğumuz havadan bile vergi alınması için hızla çalışmalar sürüyor,
Enflasyon rakamları çift hanelere tırmanıyor,
Ama siz durmayın gene de sevişin, sevişin
Türban Türkiyeyi laik, anti laik olarak ikiye bölüyor,
Üniversitede gençler bir birine giriyor, askerle çatışıyor,
YÖK ile Rektörler büyük bir savaşın içine sürükleniyor,
Herkes birbirini Cumhuriyet Savcılarına havale ediyor, ortalık toz duman nefes alınamıyor,
Yunanistandan gelen bir güzel türban ve laiklik konusunda bize ders veriyor,
Anayasa Mahkemesi Türkiyenin laik rejiminin devamlılığına ya da sonlanmasına karar verecek oylamaya hazırlanıyor,
Artık resmi toplantılar bile dualarla açılıyor,
Başbakan şeriatın kurallarıyla hukuku yorumluyor,
Aaaaa lütfen ama siz keyfinizi bozmayın; sevişin, sevişin.
Daha yapacak bir yığın çocuk var.
Sevişin, sevişin&
Zübeyde Saraçoğlu
|
|
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
|
|
|
|
|
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.
|
|
|
Makaleler önce
|
|
|
Dingil kırıldı!
Bu kamyon bekler arkadaş!
Çünkü dingili kırıldı!
Kemal Unakıtanın bant kayıt cihazı, kendini tapu kadastro dairesinde sanıyordu. Kemal Abisi play tuşuna bastı ve cihaz kaydı okudu:
Üniversitelerde türban serbest ola, tiz emrim uygulana!
Cevabı Danıştay verdi hem de oy birliğiyle:
YÖK başkanının böyle bir yetkisi yok, böyle bir emir veremez!
Bizim cihaz bu akşam Kemal Abisinin evinde mutlaka: Şimdi ne diyeyim Abi, bunlar emir veremezsin diyor?
&&&&&&&&&&&.
Recep Bey laik cumhuriyet için, Atatürk için söylemediğini bırakmadı. Ardından bu milleti bölmekten yargılandı. Ve mahkum oldu!
Suça bakın vatanı bölmek, halkı kışkırtmak!
Sonra birden karşımıza çıktı ve dedi ki: Ceeeee! Ben değiştim. Şimdi gömleğimi de değiştirdim.
O kadar safız ki, biz de dedik ki; Öylemi? E o zaman gel başbakan ol bari. Madem değiştin?!
Suçlular hep suç mahalline dönermiş. Aynı onun gibi Recep Bey döndü suç mahalline.
Son 7 ayda başka kimsenin beceremediği kadar böldü ülkeyi yine!
Sanki PKK yetmiyormuş gibi, bir de bu bölücüler çıktı milletin önüne.
Vatandaş meydanlarda, vatandaş Anıtkabirde, vatandaş internette harıl harıl vatanını savunmak için. Yorumun bini bir para.
Çıkıp ortaya dese ki: Vatandaş işin gerçeği biz şeriat istiyoruz! Türban mürban bahane, o zaman makul bulurduk.
Ama demedi, diyemiyor. Delikanlı olan bunu derdi ama diyemedi. Fakat sonunda anladı benim iyi niyetli vatandaşım.
Bu millet o kadar da sahipsiz değil!
Aklı mantığı bir kenara bırakmış değil!
İşte size son durum:
Danıştay 8. Daire, Özcanın Anayasanın 10. ve 42. maddelerine göre uygulama yapılabilmesi için ayrıca bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç bulunmadığına ilişkin yazısını "genelge" olarak kabul ederek, oy birliği ile yürütmesini durdurdu. Kararda, Özcan'ın rektörlüklere, "YÖK Başkanı" sıfatını kullanarak böyle bir talimat verme yetkisinin bulunmadığı belirtildi. Danıştay, söz konusu kararla, Özcan'ın kanunsuz emir verip vermediği konusundaki görüşünü de ortaya koydu. Buna göre, Danıştay, suç duyuruları önüne geldiğinde görüşünü değiştirmezse, Özcan hakkında ceza soruşturması başlatılmasının yolu açılacak. Ne olmuş? Bu kamyonun dingili kırılmış!
Sen eğer kendini, hayatını eğitime adamış Gerçek profesörleri hiçe sayacak kadar değerli sanıyorsan, Bu türbanlıları içeri alın.. Haa.. giderken iki de çay söyleyin diyecek kadar uşak sanıyorsan, bu da sana Kapak olsun sevgili bant kayıt cihazı.
Şimdi gider hesabını Yüce Türk Adaleti önünde verirsin!
Ağabeylerine de söyle;
Herkes yaptığının hesabını verecek Yüce Türk Adaleti önünde!
Feridun Fikri Bayar
|
|
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
|
|
|
|
|
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.
|
|
|
Makaleler önce
|
|
|
mantıksızlıklar icinde mantık aramakmı ne akılsızlık..!! bu dengeyi kuran kim ? yönlendiren kim.? bu devranın dümenine gecmek belki imkansız olarak görünsede kürekleri ceken bizler demiyiz. bu gemiye yön veremesekte onu yürütmek bizim elimizde sadece kendimize gelelim. ama yinede her akıl verene degil kendi fikrimle gözlemlerimle yönlenmeyi secerim birilerinin sözleriyle yönlenecek kadar aptal degilim.. sözüm beni koyun gibi gütmek isteyen liderlere. liderlik dogustan olur birilerinin elinden degil.. güzel paylasım ellerine saglık bu kadar seviyeli bir ortam oldugu icin sevdim burayı
|
|
asi_lort (Kullanıcı)
Doçent
Gönderiler: 420
|
|
|
|
|
Son Düzenleme: 13/03/2008 02:03 Düz. asi_lort.
|
|
|
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.
|
|
|
Makaleler önce
|
|
|
Amaç gerçekten ne? Çözüm mü?
Biz türban paketini de yad ellerden öğrenmiştik, hatırlayacaksınız. Sayın Başbakan Velev ki siyasi simge suç mu? diyerek Madridlerden ateşlemişti bombanın pimini. O daha dönmeden çoktan bomba parça tesirli etkisi yaratmış, ortalık yangın yerine dönmüştü.
Ne oldu peki?
Bu çıkışla başlayan tartışma neye yaradı?
Belli ki yılların sorununa öngörülen güya çözüm için doğru düzgün hazırlanılmamıştı.
Ortada Biz yaptık, oldu mantığıyla yapılan yalap şap bir düzenleme vardı.
Ve sadece ortalığı karıştırmaya yaradı.
Ne oldu?
O kızlar her sabah okul kapısında türbanını çıkaracak mı çıkarmayacak mı diye bekleyen bir gazeteci ordusuyla karşılaştı. Kimi çıkarmadı kapıdan döndü. Kimi çıkardı, en büyük günahı işledi, başı açık gazetelerde göründü. Onların yerine koyun kendinizi, onların mantığıyla düşünün, kimbilir içlerinde ne biçim bir kin büyüdü!
Ve sonunda türban Danıştaydan döndü.
Ne oldu peki, ne oldu?
Bu iş neye yaradı?
Türbanlı öğrenciler tartışma programlarında Ben laik değilim diye bağırdı, Bizim istediğimiz bu değil, türban her yerde serbest olmalı diye meydan okudu.
Türbansız öğrenciler Türkiye laiktir, laik kalacak diye cevap verdi. Size fırsat bırakmayacağız diye söz verdi.
Islıkla, yuhalamalar, alkışlarla canlı yayında, tüm Türkiyenin gözü önünde ortadaki uçurum büyüdü de büyüdü.
Şimdi iki taraf var, birbirinden nefret eden, birbirine diş bileyen&
Ve ortada bir kriz giderek çözülemez hale gelen!
Ama kimbilir belki de amaç buydu!
Biz adet olduğu üzere Kürt paketini de yad ellerden öğrendik. Sayın Başbakan bu kez New York Timestan ateşledi bombanın pimini. New York Timestan okuduk ki Türk basınına Yok dediği, yalanladığı paket aslında vardı, hem de 12 milyar dolarlıktı.
PKKnın etkisini azaltmak için bölgede ekonomik bir paket uygulanıp hayat standartları yükseltilecekti.
Bir de TRTde Kürtçe yayın yapan ayrı bir kanal açılacaktı.
Ne oldu peki?
Nedense New York Times üzerinden başlatılan bu tartışma neye yaradı?
Belli ki tıpkı türbanda olduğu gibi bu soruna da öngörülen güya çözüm için doğru düzgün hazırlanılmamaıştı.
Ortada Biz yaptık, oldu mantığıyla yapılan yalap şap bir düzenleme vardı.
Ve şimdiden ortalığı karıştırmaya yaradı.
İnternetteki forum sayfalarına bakın.
Birilerine pozitif ayrımcılık yapılırken benim ülkemde devlete kurşun sıkmayan ve her türlü olumsuzluğa karşın dürüst vatandaşlar olarak yaşayan, vergisini veren, elektriğini, suyunu ödeyen, doğum kontrolü uygulayan ve 10'larca çocuk yapmayan Türk insanlarına karşı ayıp olmuyor mu? diyerek haklı olarak isyan eden&
Niçin sadece Güneydoğu paketi? diye soran&
Bu teslimiyetçi hükümet Kürtçe televizyonla kalmaz yakında federe yapıdan da söz etmeye başlar diye kaygılanan binlerce vatandaş yorumu&
Ne oldu peki?
Neye yaradı bu paket kaygıyı, isyanı, on çocuk doğuranlara duyulan kızgınlığı artırmaktan başka?
Çok çocuk doğurmayı marifet sayanın hayatını kolaylaştırmaktan başka?
AKPnin seçim yatırımı olmaktan başka?
Ne oldu?
Bir de DTP cephesine bakın; memnunlar mı? Sahip oldukları tek politika olan memnun olmamama politikası gereği elbette hayır!
Peki ne var elimizde?
İki taraf. Biri memnun etmek için sofrasından çalınan& Biri memnun edilmek için sofrasına havadan kap kap yemek konulan&
Ve de bir kriz bu paketle giderek daha da çözülemez hale gelecek olan&
Ama demin de dedim ya!
Belki de amaç bu!
Sorunları çözmek değil, güya çözümlerle öfkeyi körüklemek, uçurumu derinleştirmek ve sorunu çözülemez hale getirmek!
Melike İlgün
|
|
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
|
|
|
|
|
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.
|
|
|
Makaleler önce
|
|
|
Bakanın çağdaşlıktan anladığı&
Bu yazıyı kimsenin duygularına tercüman olmak için yazmıyorum. Bu kez tek bir amacım var. Başbakanın Üç çocuk yapın diye buyurmasını eleştirdiğim için posta kutuma kin kusanları, öğretmen emeklisi anneme kadar dil uzatanları ve hiçbir ağıza yakıştıramadığım küfürleri ardı ardına sıralayanları çoğalmanın sorunları azaltmayacağına ikna etmek. Evet ikna etmek!
Dün Sağlık Bakanı; hani altı çocuğu olan; doğum kontrolü Eski Demirperde ülkelerinde kaldı dedi. Ve ekledi. Artık çağdaş ülkelerde nüfus planlaması yok, üreme sağlığı var
Doğru çağdaş ülkelerde nüfus planlaması yok! Ama çağdaş ülkelerde güneydoğudaki gibi kadın başına düşen 8 çocuk da yok! Ama çağdaş ülkelerde çocuklar doğar doğmaz omuzlarına binen borç yükü de yok! Ama çağdaş ülkelerde o çocukların annelerine devlet sorgusuz sualsiz kreş imkanı tanıdığı için annelerin işe giderken bu çocuğu nereye bırakırım kaygısı da yok! Ama çağdaş ülkelerde eğitim problemi yok, bir sıraya üç kişi oturmak yok, çatısı akan sobası yanmayan okullar yok, ek iş yapmak zorunda kalan öğretmenler yok, her sene değişen sınav sistemleri yok! Ama çağdaş ülkelerde bizdeki kadar çok işsizlik yok, bizdeki kadar çok geçim kaygısı yok, bizdeki kadar enflasyon yok, bizdeki gibi vara yoka zırt pırt zam yok, bizdeki gibi hayat mücadelesi yok! Ama çağdaş ülkelerde bizdeki sağlık sistemi de yok, hastaneye giriş kuyruğu yok, hastanede fotokopi kuyruğu yok, damga kuyruğu yok, doktor sırası beklerken fenalaşan hasta yok! Ama çağdaş ülkelerde gecekondulaşma yok, dere yatağına ev yapıp sonra ilk yağmurda evi başına yıkılanlar yok, deprem tehlikesine rağmen kaçak kata göz yuman belediyeler yok, plansız, altyapısız şehirleşme yok! Çağdaş ülkelerde gelecekten korkan, devlete, polise, adalete güvenini kaybeden de yok! Çağdaş ülkelerde terör yok! Çağdaş ülkelerde töre yok! Doluluktan yemekhanelerine bile ranza konulan hapishaneler yok! Cehalet yok! Türkiyedeki kadar gelir adaletsizliği yok! O çağdaş ülkelerde insan canından değerli şey yok!
Şimdi seçim sizin, İstediğiniz kadar çocuk yapın! Her sene yapın! Ama unutmayın çocuğunuz bu Türkiyeye gözlerini açacak. Ve onu bekleyen hayat bakanın işaret ettiği çağdaş ülkelerdekinden çok daha zor olacak! İnanın kontrolsüz çoğalmak bu sorunları daha da çoğaltacak!
Ha bir de önemli not; O çağdaş ülkelerde altı çocuk yaptıktan sonra doğum kontrol yöntemi olarak karısının tüplerini bağlatmaktan başka yol bulamayan, üstüne bir de üreme sağlığı hakkında ahkam kesen, doktor sağlık bakanları hiç yok.
Melike İlgün
|
|
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
|
|
|
|
|
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.
|
|
|
Makaleler önce
|
|
|
Bu kafaları iyi tanıyın
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı yasal ve anayasal yetkisini kullanarak AKP için kapatma davası açtı. Böylece görevini yerine getirdi. Şimdi bu işin ön sırasında iki isim var. Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan. Bunların geçmişini ve kafa yapılarını iyi bilmek, iyi irdelemek gerekiyor. İşte o zaman karşımıza korkunç bir tablo çıkıyor. Önce (Burada 20 Şubat 2008 günü çıkan yazımda da vurguladığım örneği yineleyerek) Abdullah Gülden başlayalım.
Elimde Türkiyenin Milli Bütünlüğü ve Güvenliği isimli bir kitap var. O günlerde Refah Partisi milletvekili olan Bay Abdullah Gül, düzenlenen bir seminerde konuşma yapıyor. Öteki konuşmacılar gibi, onun da sözleri banttan çözülüp kitap haline getiriliyor. Şimdi devletin başına terfi ettirilen, MHP oyları ile Cumhurbaşkanı yapılıp Atatürkün makamına oturtulan bu şahsın söylediklerine bir bakalım...Bakalım da, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılan davada ismi geçen şahsın kafasının ardındakileri biraz olsun görelim. Beyefendi konuşuyor. Özetliyorum:
Yüzyıllardır bu coğrafyada yaşayan insanlarımızın İslami değerlerle yoğurulduğu, İslami değerlerle kimliğini bulduğu apaçık bir gerçek. (Türklük gibi bir kavram kafasında yok!) Bugün Türkiyede bir sistem bunalımı var. Kendi bünyesine uymayan, kendi değerlerine zıt ve zoraki uygulanmaya çalışılan ve halka zorla diretilen bir sistem. (Laik Türkiye Cumhuriyetini kastediyor.) Bu sistemin bünyemize ne kadar zıt olduğunu görüyoruz. Halkına zıt, halkı ile barışık olmayan, ona düşman bir sistem içerisindeyiz. (Cumhuriyet rejimi!)
İnciler döktürmeyi sürdürüyor:
Hepinizin bildiği gibi cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devrimcilik, devletçilik ve laiklik olarak bunları özetleyebiliriz. Ama işin ilginç yanı şu ki, bu milletin halkı, bu millet bir araya gelip de biz devletçi olalım, biz laik olalım, biz millyetçi olalım diye böyle bir karar vermemişler. Bu ilkeler hep bu halka bir zorlatma şeklinde dayatılmış ve uzun süre öyle devam etmiş. Tam halka zıt bir yönetim. Türkiyenin bir Iraka, Libyaya benzeyen çok yanları var. Neden? Aynı tek adam pozisyonu. (Atatürkü Saddam ve Kaddafi ile kıyaslamaya yelteniyor.) Bugün gidin, Irakta da, Libyada da, Suriyede de tek insanın resimleri vardır her yerde. Her yerde tek insanların heykelleri vardır. (Fakat korkusundan Atatürkün adını ağzına alamıyor!)
Sonra milliyetçilik konusundaki engin görüşlerini açıklamaya başlıyor:
Milliyetçilik öyle olmuş ki, Türkçülük şeklinde alınmış. Mesela bunları açık söylemek zorundayım, Ne Mutlu Türküm diyene lafını tutup her yere yaza yaza Türkiye aslında ilkel bir hale dönmüştür. (Bu fikirleri taşıyan şahıs MHP desteği ile Çankayaya çıkarıldı.) Şimdi ne gariptir ki seyahat ederseniz Doğu ve Orta Anadoluya geldikçe Önce Vatan yazdığını (görürsünüz), batıya gittikçe hiç rastlamazsınız bunlara. Yani bunlar zorla, halkın kendi inanç değerleriyle bütünleşmeyen bir dünya sistemini halka zorla kabul ettirmektir. (Önce Vatan ilkesini bile reddetmekten sıkılmıyor. İşin matrak tarafı, bu şahıs şu andaki konumu nedeniyle Başkomutan! Allah selamet versin.)
Daha sonra din konusunda ahkam kesmeye başlıyor:
Şu da bir gerçek ki, en birleştirici unsur din olmuştur. Ama Türkiyede resmi ideoloji tarafından devamlı tehdit altına alınmış. (İnsaf, insaf, Allahtan kork.) Türkiyenin bütünlüğünü tehdit eden, en ziyade tahribatı vermiş olan sistemin ilkelerinden birisi de LAİKLİK ilkesidir, LAİKLİK olayıdır. Din ve din dediğimiz İslam, Türkiyede potansiyel tehlike olarak görülmüştür. Maalesef Türkiye bunun örnekleriyle doludur. Zaten Türkiyede en çok çiğnenen şey hukuk olmuştur. Bu din düşmanlığını esas alan ve hukuk tanımayan uygulama, İslam inancı ve ahlakı ile yoğurulmuş halkımızı da tabii dışlamıştır. Özellikle onu kendi hayatında yaşamak isteyen insanları devamlı dışlamış, devamlı bunlara karşı kapılar kapatılmıştır. (Geçmişte Laiklik karşıtı olduğunu söyleyen şahıs, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılan davaya şimdi tepki gösterebiliyor!)
Sonra sözü sıkmabaşa getiriyor:
Üniversitelerdeki bugünkü durum. Şimdi siz bunu hangi demokrasi ile, hangi hukuk nizamı ile, hangi insan hakları ile bağdaştırabilirsiniz? Sadece kılık kıyafetinden dolayı, sadece dini inançlarından dolayı üniversite kapılarından geri çevrilen, diplomaları verilmeyen bir sürü Türkiyenin genç kızları. (Anımsayın, karısını sıkmabaş fotoğrafla üniversiteye kaydettirmek istemiş, bu istem geri çevrilince karısına Türk devleti aleyhine AİHMde dava açtırmış ve l00 bin dolar tazminat istemişti. Başkaları tarafından açılan türban davalarının kaybedilmesi üzerine davayı geri çekmek zorunda kalmışlardı. Bunlar böyledir.)
Cumhurbaşkanımız ve Başkomutanımız Abdullah Gül daha sonra irtica nedeniyle TSKdan çıkarılan subaylardan dem vurmaya başlıyor:
Dini inançlarından dolayı, dindar olan bir subaya da siz eğer kendi ordunuzda hayat hakkı vermiyorsanız, çeşitli dolaylı yollarla bunu açıkça söylemeden onu eğer safdışı ediyorsanız, sanki safra atar gibi, sanki ajan yakalamış gibi onları eğer ayıklıyorsanız, siz o zaman bu ülkenin bütünlüğünü, bu ülkenin devamını nasıl temin edersiniz. (Türk Ordusunun başkomutanlık makamı şimdi bu kafaya emanet!)
Beyefendi konuşmasını kafasındaki Osmanlılık ve İkinci Cumhuriyetçilik kavramlarına övgü düzerek bitiriyor:
Bu açıdan bu ikinci cumhuriyet, yeni Osmanlıcılık kavramlarının ve bu tartışmaların ortaya gelmesini ben çok sağlıklı olarak görüyorum ve geleceğe çok ümitle bakıyorum.
VE TAYYİP!
Partisi hakkında Anayasa Mahkemesinde açılan davada ismi baş sırada yer alan, partisini laikliğe karşı bir odak haline getirdiği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından vurgulanan Tayyip de, AKP öncesinde çok hızlı arkadaşlardan biri! Sözlerini yine belgeden, İkinci Cumhuriyet Tartışmaları Röportajları isimli kitaptan yayınlıyorum. Bu bir soru cevap. Kendisiyle söyleşi yapılıyor, sorular soruluyor ve yanıt veriyor. Özetliyorum. İlk sözleri Abdullah Gülle aynı doğrultuda:
Türkiye Cumhuriyetinin tarihine çok kestirme bir biçimde kuşbakışı baktığımızda, rejimin yüz aklığı ile çıktığını söyleyemeyiz.
Sonra bombayı aniden patlatıyor. Şimdi Demokrasi nutukları atan, özgürlüklerden dem vuran Tayyipin şu sözlerini lütfen çok dikkatle okuyunuz...Çünkü gerçek niyeti burada yatıyor:
Demokrasi bugüne kadar bazen bir amaç, bazen bir araç olarak görülmüştür. Bize göre demokrasi ancak bir araçtır. Hangi sisteme gitmek istiyorsanız, bu düzenlerin seçiminde bir araçtır. (Örneğin şeriat rejimine demokrasiyi araç olarak kullanarak gideceksiniz!) Eğer halk totaliter bir rejim istiyorsa buna SAYGI duymalıyız. (Evet, aynen böyle diyor.)
Sonra sıra hukuk, Kemalizm ve dine geliyor:
Hukuk halka sorulmadan bir yerlerden aktarılmış ve zorla halka dikte ettirilmiştir. Çağdaşlık anlayışı, ahlak anlayışı vesaire. Hatta Türkiye din konusunda kendisine din olarak Kemalizmi almış ve başka hiçbir dine hayat hakkı tanımayarak kitlelere zorla dikte etmiştir. (İnsaf, insaf, bunları söylerken Allahtan kork, kuldan utan.) Bütün bunlardan sonra Türkiyenin yarınında artık Kemalizme veya başkaca herhangi bir resmi ideolojiye yer yoktur. Kemalizmin kendini yeniden üretmesi söz konusu değildir. (Gün geldi, Başbakan olup yetkileri ele geçirdi. Şimdi neler yaptığının, neyin peşinde koştuğunun kanıtlarını işte bu sözleri ile veriyor.)
Peki ama Tayyip nasıl bir devlet kavramının peşinde? Bu soruya da yanıt veriyor:
İslamın devlet planı içinde düşünüyorum. Biz müslümanlar için din İslamdır. En üst belirleyici İslamın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir. (İşte gerçek Tayyip bu. Şimdi belli yerlere geldiği için bu kadar açık konuşamıyor...Ve hakkında dava açıldığında entel-liboş-dönek-şeriatçı korosu yaygarayı koparıyor.)
Konumuzun biraz dışında olacak ama, Tayyip bu söyleşide Hristiyan ülkelere acayip biçimde bindiriyor:
Bizim açımızdan önemli bir başka konu da, büyük abi ailesini oluşturan devletlerin tamamının Hristiyan olmalarıdır ve ısrarla Müslüman ülkelerde istikrarsızlık ve iktidarsızlık peşinde koşmalarıdır. (Şimdi Tayyip, o zaman suçladığı Hristiyan ülkelerin, ABD ve ABnin güdümüne girmiş, yasaları onların istediği doğrultuda değiştiriyor, yenilerini aynı istem doğrultusunda çıkarıyor, onlardan direktif almaktan sıkılmıyor. O halde hangi Tayyip? Geçmişte bu sözleri söyleyen mi, bugün bunları yapan mı? Bu çelişkisini anlatacak yüreğe sahip mi? Elbette değil.)
ŞİMDİ KONUŞSUNLAR BAKALIM!
Size geçmişte Abdullah Gül ve Tayyipin sözlerinden örnekler verdim. Hem de belgelerden, kitaplardan. Bunlardan biri bugün Cumhurbaşkanı, öteki ise Başbakan. Türkiyeyi bu iki kafa yönetiyor. Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti bunların eline geçti.
Yargıtay Başsavcısı bunların da isimlerinin başrolde olduğu bir iddianame hazırladı ve Anayasa Mahkemesinde dava açtı.
Şimdi bu şahıslardan beklenen üç ayrı seçenek var:
l- Açıklama yapar ve derler ki Biz o zaman öyle düşünüyorduk, laiklik ilkesine, Atatürkçülüğe falan karşı çıkıyorduk, din devleti istiyorduk ama şimdi değiştik. Artık öyle düşünmüyoruz. (Belki birileri inanır!)
2- Açıklama yapar ve derler ki Evet, bugün de aynı şeyleri düşünüyoruz. O sözlerimizin arkasındayız. Ancak kaderin cilvesiyle sorumlu yerlere geldiğimiz için bu sözlerimizi artık o kadar açık söyleyemiyoruz. (İşte bunu yapamazlar!)
3- Suskun kalırlar...Çünkü bu konuda söyleyecek sözleri yoktur. Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık hikayesidir...Ve suskun kalmaya elleri mahkumdur. Hesaplarını Yüce Divan önünde vereceklerdir.
Bir Cumhurbaşkanı düşünün, yakın geçmişte Osmanlılık kavramına, İkinci Cumhuriyet safsatasına bile övgü düzüyor. Atatürkü Saddam, Kaddafi gibi katil ve soytarılarla kıyaslıyor. Atatürkün Ne Mutlu Türküm Diyene sözünü İLKELLİK olarak tanımlıyor, Cumhuriyet rejimi ve anayasanın vazgeçilmez ilkesi olan laikliğe karşı çıkıyor.
Bir Başbakan düşünün, Bizim için demokrasi bir amaç değil, hangi sistemi istiyorsanız ona gitmek için bir araçtır diyebiliyor. Nereye, hangi rejime ulaşmak için araç! Bir Başbakan düşünün, Halk totaliter rejim isterse ona saygı duymalıyız diyor ve şimdi demokrasi nutukları atıyor...Ve itiraf ediyor: Ben (Türkiyeyi) İslamın devlet planı içinde düşünüyorum.
Bunların kafa yapısını kendi sözleriyle belgeliyorum. İnkar edemezler. Zora girdiklerinde herhangi bir açıklama yapamazlar. Dava da açamazlar.
Peki bunlar günümüzde değişti mi? Asla! Kafalar aynı...Ve işin acı yanı, Türkiyeyi şimdi bunlar yönetiyor. Biz bu kafalara emanetiz!
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı davayı boşuna açmadı. Abdurrahman Yalçınkaya haksız mı?
Emin Çölaşan
|
|
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
|
|
|
|
|
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.
|
|
|
Makaleler önce
|
|
eline saglık ben bunları biliyordum zaten bilmeyen arkadaslarım bu gercekleri okumalı ögrenmeli herseyi baskalarından duyarak konusmamalı  saygılarımla
|
|
önemsiz (Kullanıcı)
Profesör
Gönderiler: 968
|
|
|
|
|
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.
|
|
|
Makaleler önce
|
|
|
elıne saglık
|
|
samet_61 (Kullanıcı)
Asistan
Gönderiler: 240 | | |