Hoşgeldiniz, Ziyaretçi
Lütfen Giriş ya da Kayıt.    Kayıp Parola?
Makaleler (1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
BAŞLIK: Makaleler
#63748
Makaleler önce  
İtalyan gelini öldüren sistem
Her ülkede tecavüzcüler var, ama sadece bizde kollanırlar
İtalyan barış gelini Pippanın, otostopla Avrupayı kat ettikten sonra Türkiyede tecavüze uğrayarak öldürülmesi kamuoyunda büyük utanç yarattı. Ailesine Vallahi biz böyle insanlar değiliz mesajları yağıyor.
Sabahın haberine göre, günlerdir aranan katil, olaydan sonra kurbanının kayıp olduğu haberini misafir kaldığı evin televizyonunda izleyince şöyle demiş:
Tecavüz edip öldürmüşlerdir. Hangi şerefsiz yaptı acaba? Bizi ABye rezil edecekler.
Trajikomik değil mi?
Katil bile imaj derdinde; kıydığı candan çok El âleme rezil olacağız diye üzülüyor.
* * *
Şimdi canavarı yakaladık.
Pippanın annesinin Her ülkede olur böyle şeyler ifadesine dört elle sarıldık.
Samimiyetle özür dileyerek vicdanımızı rahatlatmaya çalışıyoruz.
Ama rahatsız edici soru hâlâ orta yerde duruyor:
Her ülkede olan şeyler neden burada daha çok oluyor?
Neden aynı kıyafetle bütün Avrupayı kat eden bir genç kız, Türkiyeye gelince tecavüze uğrayıp öldürülüyor?
Çünkü Pippanın annesinin dediği gibi, Kötü insanlar her yerde var ise de, galiba sadece Türkiyede kollanıyor.
* * *
Bakın; daha 6 ay önce Samsunda 12 yaşındaki kızına tecavüz eden babaya 5 yıl ceza indirimi getirildi.
Gerekçesi, suç kadar utanç vericiydi:
Adli tıp raporuna göre tecavüzden sonra kızın ruh sağlığında bozulma saptanmadı.
Ünlü bir mankene sevgilisi uyuşturucu verip tecavüz etmişti; ama mahkeme Tecavüzcünün mağdureyle olay öncesi cinsel yaşamı var diye en alt sınırdan ceza vermişti.
Irzına geçilince ruh sağlığı bozulmayanlar, evlilik dışı cinsel yaşamı olanlar, tecavüzü hak eder diye düşünüyordu maço adalet anlayışımız...
Bu anlayıştan hareketle tecavüze uğrayanın bakire olması ağırlaştırıcı neden sayılıyordu.
Biliyor musunuz; kadının çığlık atıp yardım istemesiyle yarım kalan tecavüz eylemine yarı yarıya ceza indirimi yapılıyordu bu ülkede... Yargıtay durdurdu.
2004e kadar Ceza Yasamız, örf için namus cinayeti işleyene, örneğin tecavüze uğrayan kızını öldürene tahrik sebebiyle ceza indirimi uyguluyordu.
Tecavüz suçu, eski Ceza Yasasının Kamu Ahlakı ve Aileye Karşı Suçlar bölümündeydi. Kadının bedeni, kamunun ilgi alanındadır; cinselliği de ailenin sorumluluğundadır demekti bu... ABye uyumlu yeni yasayla tecavüz, Kişilere Karşı Suçlar bölümüne alındı.
Belki bilmeyenler vardır; cinsel tacizde çocuğun rızası diye bir koşul vardı. Bu durumda tacizcinin cezası indiriliyordu.
Evlilik içi tecavüz suç kabul edilmiyordu.
Tecavüzcü, tecavüz ettiği kızla evlenirse affedilebiliyordu.
* * *
Her ülkede olur, Yapan, cezasını bulur diye kendimizi kandırmayalım:
Bizde tecavüzün ardında koca bir tarih yatıyor.
Tecavüzcülerin şanlı ve kanlı tarihi...
Sadece kültürel olarak değil, yasal olarak da tacizciyi kollayan, sırtına vurarak onu tecavüze yollayan bir tarih...
Önce yasaları, sonra kafaları değiştirmeden kadınlar serbestçe gezemez buralarda...
Ya Pippalara başka güzergâh önereceğiz; ya biz bu yolu değiştireceğiz.


CAN DÜNDAR
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#64023
Makaleler önce  
Komünistin teki!!


Erdekin Belediye Başkanı AKPnin Balıkesir Milletvekiline Başbakanın oğlunun gemi alması konusunda soru soran vatandaşları tespit edip, hemen ertesi gün evlerini kaçak olduğu gerekçesiyle mühürletti. AKPliydi.

Pamukovanın Belediye Başkanına belediyeye ait akaryakıt istsyonunu kiraladığı firma 40 bin euro değerinde cip hediye etti. Başkan Çok karlı bir anlaşma yaptık dedi. AKPliydi.

Odunpazarı ve Tepebaşı belediyelerinde İmar Komisyonu Başkanlarının denetim firması kurarak imar izni işlerini takip ettiği ortaya çıktı. AKPlilerdi.

Babadağın Belediye Başkanının kendi kızına usülsüz bir şekilde burs alması hakkında soruşturma başlatan ilçe kaymakamı birkaç gün sonra tayin edildi.Bunun üzerine Kızılay da bütün bursları durdurma kararı aldı.Bu arada belediye başkanı AKPliydi.

Kazım Karabekirin Belediye Başkanı nikahını kıydığı geline İslamın 32 farzını sorarak bir ilke imza attı. AKPliydi.

Ispartanın Belediye Başkanı için yolsuzlukların üzerine giden Belediye Meclisi Başkanını tehdit ettiği iddiasıyla soruşturma başlatıldı. AKPliydi.

Halfeli Belediye Başkanı halka içilmez raporlu suyu verdiklerini itiraf etti. AKPliydi.

Dorukkent Belediye Başkanı rüşvet, yolsuzlık ve uyuşturucu ticareti suçlamalarıyla tutuklandı. AKPliydi.

Çorum Belediye Başkan Yardımcısına inşaat sahiplerinden kat artırımı karşılığında rüşvet aldığı iddiasıyla dava açıldı, Başkan Yardımcısı görevi kötüye kullanmaktan hapis cezasına mahkum oldu. AKPliydi.

Eyüp Belediyesinin Kutlu Doğum Haftasında okullara izin almadan dağıttığı broşürde Örtünmemek günahkar olmaktır. Başörtü yasağı İslamı hatırlatan herşeye düşman olmaktır denildi. Belediye Başkanı tabii ki AKPliydi.

Hepsi de her AKPli gibi işinin ehliydi.

Hepsi de kömür dağıtacak kadar, nohut dağıtacak kadar, pirinç dağıtacak kadar, bunu da sadece hizmet aşkıyla yapacak kadar, ne tesadüftür ki hizmet aşkı seçimler yaklaşırken depreşecek kadar belediyeciliğin piriydi.

Ama hepsinin başındaki isim de bu dağıtımın vakıf üzerinden olmasını hesap edecek kadar düşünceli, eşeğini sağlam kazığa bağlayacak kadar becerikliydi.

Dikilinin Belediye Başkanı ise belediye otobüslerini ücretsiz yaptı. Otobüse binen öğrencileri evinin önüne kadar bıraktırdı. Belediyeye ait sağlık merkezinde muayene ücretlerini 1YTLye, röntgen ücretlerini 6 YTLye düşürdü. Parası olmayandan da bu ücretlerin alınmamasını sağladı. Ayda 10 tondan az su kullanandan ücret almadı. Belediye Ekmek Fırınınında üretilen ekmeği 25 Kuruşa sattı.

Ama ne var ki işinin ehli değildi, çünkü AKPli değildi.

Aklı sıra halktan alıp halka vermişti. Ama becerememişti. Çünkü bunu bir vakıf üzerinden yapmak gerektiğini, vakıf üzerinden ne dağıtırsan dağıt kimsenin sormadığını akıl edememişti.

Kimbilir belki de böylesi bir hinlik aklına bile gelmemişti.

İşte bu yüzden de suç işlemişti!

Suçu kılıfına uydurmayı bilmediği için de elbet cezasını çekecekti!

Boşverin, zaten pis komünistin tekiydi!


Melike İlgün
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#64095
Makaleler önce  
Spekülatör - Yılmaz Özdil


"GÖLGE boksu"nu çok seviyoruz.

İşler sarpa sarınca, hemen görünmeyen bir rakip ilan ediyoruz, ha babam ona vuruyoruz... Mesela, "spekülatör!"


Bakın, pirinç kayboldu ortadan...

Spekülatör aşağı.

Spekülatör yukarı.

"İyi de kardeşim, kimdir bu spekülatör?" desen... Cevap yok.


"Faili meşhur" suçlu!


Halbuki... Spekülatör dediğimiz kişi, "legal ticaret"in uyanık bir oyuncusudur.

Zengindir, kurnazdır.

Risk yaratmaz.

Risk alır.

Bakar ki, kuraklık var... "E bu durumda ürün az olur, ben paramı pirince gömeyim" diye düşünür.

Devlet uyursa, ürün az olur.

Spekülatör voliyi vurur.

Devlet uyumazsa, ürün az olmaz.

Spekülatör batar.


Kuraklıktan değil...

Salaklıktan para kazanır.



Yani, soru şudur:

Spekülatör, "kuraklık var, ürün az olur" diye düşünüp parayı pirince gömerken; ilgili koltuklarda oturan arkadaşlar ne iş yapar?


Pirincin az olacağı biline biline, devlet bazı spekülatörlere pirinç satmış mıdır? Ne kadar satmıştır? Kaçtan satmıştır? Niye satmıştır? Pirincin az olacağı biline biline, spekülatöre pirinç satmak, spekülasyon mudur, manipülasyon mudur?


Tarımı küçült.

Çiftçiyi gebert.

Mazota geçir.

Vurgun ortamı yarat.

Sonra "spekülatör kötü" de.

Var mı öyle?
elza (Yetkili)
Author
Yetkili
Gönderiler: 791
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#64418
Makaleler önce  
AKP en iyi bunu yapar!


AKPnin torpil listesi yayınlandı dün. Bir serbest muhasebeci iken İller Bankası Yönetim Kurulu Üyeliğine getirilenden tutun da veterinerken Maliye Bakanlığına danışman olana kadar& Din Kültürü öğretmeni iken Sosyal Hizmetler İl Müdürü olanından tutun da iktisatçı iken Maden İşleri Genel Müdürlüğü görevine atanana kadar&Artık her türlü yolsuzluk haberine karşı nasır tutmuş beni bile hayretlere düşürecek kadar yok yok bu listede&

Tam 40 kişi&Hepsinin tek bir ortak noktası; yollarının bir şekilde AKPden geçmiş olması. Ya seçimlerde AKPden aday adayı olmuşlar ya Başbakan ile birlikte askerlik yapmışlar ya Cumhurbaşkanının vakti zamanında kankası olmuşlar.

Şimdi oturup da Vay, AKP bunu nasıl yapar? diyecek değilim. Zira AKPdir, yapar, bilirim!

Benim anlamak istediğim bu adamlar. Hiç biri aç değil, açıkta değil. Herbirinin kendi mesleği var. Milletvekilliği adaylığına filan soyunduklarına göre de laflarını dinlediklerine inandıkları bir çevreleri var.

Peki o zaman ne gerek var?

Düştükleri rezil durumu bir düşünün. Çalışsın değil de otursun diye atandıkları yerde herkes ne olduklarını biliyor. Muhtemelen görünce önünü ilikliyor ama arkasından verip veriştiriyor. Kimse onlardan iş beklemiyor. Kimse onlara iş vermiyor. Altındaki herkes onlara sinir oluyor, üstündekiler ise idare ediyor. Sekreterleri bile ciddiye almıyor.

Muhtemelen deri ama yayları gevşemiş eski bir döner koltuk, arkasında deri bir pano, üzerine cam kesilip konulmuş bir masa, bir de adının yazıldığı el dokuması tozlu küçük bir halının olduğu bir odada& Çok kolay geldikleri için çok da kolay gidebileceklerini bildikleri bir konumda& Ve bu yüzden de komplo teorileri, kimin ayağını kaydırabilirim, kimi jurnalleyebilirim planları arasında hayatları geçip gidiyor.

Hiçbir verim yok!
Hiçbir başarı yok!

Daha çok yükselebilmenin tek yolu daha çok dalkavukluk yapmak! Kendini oraya koyanlara daha çok yaranmak! Daha çok eğilmek! Daha çok bükülmek! Daha çok kendinden vazgeçmek! Daha çok önünü iliklemek! Daha çok kişiye Aman efendim, sepet efendim demek! Daha fazla Ak saygılar sunmak!

Ne büyük zavallılık!

Hiçbir şey yapmadığı halde, sırf o yayları gevşek deri koltuğa sıkıya sıkıya yapıştığı için ve sırf birilerinin has adamı olduğu için her ay bol sıfırlı bir maaşı iç etmek!

Bu yüzden de o maaşı ona vergi olarak ödeyen senin benim ettiğimiz ağız dolusu küfürleri sonuna kadar hak etmek!
Aynaya nasıl bakıyor, bakarken ne görüyorlar acaba? Hiç mi utanmıyorlar acaba? Eğilmekten belleri ağrımıyor mu acaba?

Bir kez daha hatırlatayım.

Vay, AKP bunu nasıl yapar, alakasız adamları alakasız konumlara nasıl koyar demedim. Çünkü AKP en iyi bunu yapar, iyi bilirim!


Melike İlgün
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#64486
Makaleler önce  
Kafa çalışıyor akıl yok... Bekir Coşkun


KAFALARI çalışıyor:

İktidarın adamları, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin (AKPM) kapatma davası konusunda "Türkiyeyi eleştiren bir bildiri yayınlamasını" istediler.

Gizli tezgáhlarıydı bu, kafaları çalıştı.

Dönüp "Bakın, AKPye yapılanın çok ayıp olduğunu AB de söylüyor" diyeceklerdi.

Kafaları çalıştı; ama akılları yoktu.

Çünkü bu türlü pis tezgáhların gizli kalmadığı bilinen AKPMnin Başkanı Luiz Maria De Puig, medyaya yaptığı açıklamada "Bildiriyi yayınlamamızı Türk heyeti istedi" deyince kepazelik ortaya çıktı.


Eli kulağında, bildiri bugün-yarın yayınlanacak.

Böyle bir bildiri yayınlanmasının -içeriği ne olursa olsun- elbette kimi sonuçlara ve etkileri olacak.

İlk etkisi; duyan bir Batılının gözünde, Türkiyenin yeterince adam gibi bir devlet olmadığıdır.

Yeterince demokrat...

Yeterince medeni...

Ve ABye girmeyi yeterince hak etmeyen, işte böyle hukukun olmadığı bir uyduruk ülke...

Bunun böyle olmasını isteyen kim?..

Türkiyeyi yöneten iktidar...

*

Türban için ülkesini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine veren kişinin Cumhurbaşkanı yapılmasında, ya da Başbakanın Batılılara cumhuriyetimizi şikáyet etmesine "O eskiden olmuş" deyip geçiştirenler, şimdi ne diyecekler?..

Ama bu daha önceki gün oldu:

Türkiyeyi yönetenler, ABnin Türkiye aleyhine bildiri yayınlamasını istediler...

O hálá görmeyen, anlamayan, idrak edemeyen, farkına varamayan, akılsız kafa ne der bilemem. Ama siz söyleyin; ele-áleme "aleyhimize bildiri yayınlayın" diyen bir başka iktidar var mıdır yeryüzünde?..

Rezalet bu...

Kepazelik...

Türkiyeye bu kötülüğü kim yapabilirdi?..

Akıllarınca Türkiye aşağılanırken, kendileri güçleneceklerdi ve kazanacaklardı.

Kafaları çalışıyor, akıl yok...

Bir de biraz olsun utanmak...
elza (Yetkili)
Author
Yetkili
Gönderiler: 791
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#64641
Makaleler önce  
Siz anladınız mı?


Said Pervez Kambas: Afgan üniversite öğrencisi. İnternetten kadın hakları ile ilgili bir rapor indirip, arkadaşlarına dağıttığı için ülkesinde idam cezasına mahkum edildi. Hürriyet Gazetesi idamı durdurmak için imza kampanyası başlattı. Kampanya internet üzerinden günlerce devam etti. Hürriyet Gazetesi günlerce Kambas ile ilgili kampanyayı internet sitesinin manşetinden duyurdu.Türkiyeden yaklaşık 500 bin imza toplandı. İmzalar sonuç verdi ve Kambasın idamı durduruldu. Afgan Hükümeti üniversite öğrencisinin idam edilmeyeceğini açıkladı.

Sabri Boğday: Hatayın Samandağı ilçesinden 11 yıl önce Suudi Arabistana giderek berber dükkanı açtı. 13 ay önce Mısırlı terzi komşusu ile bilinmeyen bir nedenle tartışmaya başladı. Tartışma uzayınca devreye polis girdi. Mısırlı polislere Bu adam Allaha küfretti diye ifade verince Boğday tutuklanarak cezaevine konuldu. O günden bugüne tam 8 kez hakim karşısına çıktı. Mısırlı ise kayıplara karıştı. Son duruşmada mahkemeden Boğdaya idam kararı çıktı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Türkiyeye geldiğinde şeref madalyası verdiği, hatta ayağına giderek ziyaret ettiği dostu Suudi Krala mektup yazıp, af istedi ama&.

İşte bu ama lar önemli benim için.

Ama Boğday hakkında kimse kampanya başlatmadı!

Ama Boğday hiçbir gazeteye manşetten haber olmadı!

Ama Boğdayın adını sokaktaki kimse duymadı!

Ama Boğday için kimse imza toplamadı!

Ama Boğdayı kimse umursamadı!

Ne garip değil mi geçen ay bir Afgan öğrenci için 500 bin imza toplayan Türk halkının&

Geçen hafta vahşi bir şekilde ırzına geçilip öldürülen İtalyan sanatçı için yürüyüşler, gösteriler düzenleyen Türk halkının&

Ve ikisinde de samimi olan;

Gerçekten üzülmüş,

Gerçekten etkilenmiş,

Gerçekten birşeyler yapmak ister görünen Türk halkının kendi vatandaşı için bu kadar duvar gibi, bu kadar ruhsuz, bu kadar umursamaz olması!

Bu nasıl birşey?

Kendi yemeyip eti misafire saklamak gibi bir şey mi? En sevdiği eşyaları misafir odasına koyup, kapısını kilitleyip sadece misafir geldiğinde o odada oturmak gibi bir şey mi? Normalde Kral TV seyredip de misafir gelince klasik müzik konseri açmak gibi bir şey mi?

Yani yabancıya gösteriş mi?

Yoksa gaza gelmek mi?

Bir ölüm haberi ancak afilli bir şekilde haber olduğunda üzülmek gerektiğini hissetmek mi?

Üzülürken bile modaya uymak mı?

Yoksa kendini, kendinden olanı sevmemek mi?

Ne?

Ne?

Bana anlatın!

Ben bu işi de, bizi de gerçekten anlamadım!


Melike İlgün
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#64642
Makaleler önce  
gercekten cok güzel biz böyle bi milletiz ermeni ölür ermeni oluruz afgan genci icin imza toplarız ama kendi vatandaslarımıza bisi oldumu umursamayız allah sonumuzu hayır etsin
önemsiz (Kullanıcı)
Profesör
Gönderiler: 968
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#64947
Makaleler önce  
Atamalar ciddiyetle yapılır

Fatih Altaylı


Türkiye Cumhuriyeti Devletinin nasıl bir ciddiyetle yönetildiğini öğrenmek çok acı.
TMSF Kurulundaki boş üyeliklerden biri için bir atama yapılacak.
Atanması istenen isim Başbakan Erdoğanın bir arkadaşının oğlu, Mehmet Fatih Karaca.
TMSFye bu ismin atanması için ilgili Devlet Bakanı Nazım Ekrene talimat veriliyor.
Ekrenin bakanlığı da Mehmet Fatih Karacanın TMSF üyeliğine atanması için kararnameyi hazırlamaya başlıyor.
Ancak Mehmet Fatih Karacayı tanıyan bilen yok.
Ankara bürokrasisi Fatih Karacayı tanıyor. Gerçi onun adında Mehmet yok ama olsun. Eski RTÜK Başkanı bildik bir isim.
Bakanlık kararnameye eski RTÜK Başkanı Fatih Karacanın adını ve kimlik bilgilerini yazıp Başbakanlığa yolluyor.
Başbakanlık hatanın farkına varmıyor.
Başbakan Erdoğan önüne koyulan Karacanın atanma kararını imzalıyor ve Çankaya Köşküne yolluyor.
Sezer dönemi olsa Sezer Karaca hakkında bir araştırma yaptırır belki hatayı farkederdi.
Ama Abdullah Gül, AKP Hükümetinden gelen kararname ve yasalarda Çankaya noteri ilkeleriyle çalıştığı için o da Fatih Karacanın atamasını onaylayıp yolluyor.
Böylece Başbakanın yakını Mehmet Fatih Karaca yerine eski RTÜK Başkanı ve Melih Gökçekin dostu Fatih Karaca TMSFye atanmış oluyor.
Üstelik bu hatanın düzeltilmesi de imkansız.
Çünkü TMSF üyeleri, kurulun bağımsız yapısı gereği görevden alınamıyor.
Bir kez atandı mı, 2 yıl süreyle görev yapıyorlar.
Yani şu anda hükümetin eli kolu bağlanmış vaziyette.
Fatih Karaca istifa etmezse 2 yıl TMSF üyesi.
Sevgili Fatih Karacaya yeni görevinde başarılar diliyorum.


NOT: İyi ki, Başbakanın Abdullah Öcalanla isim benzerliği olan bir tanıdığı yokmuş
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#65086
Makaleler önce  
Cennetten cehennem yaratmak...
TARIM alanlarına mahalleler, fabrikalar, sanayi siteleri kurdular ve şimdi soruyorlar:

"Pirinç niye bulunmuyor?.."

"Bulgur niye pahalı?.."

"Mercimek niye yok?.."

Bursanın şeftali bahçelerine bakar mısınız geçerken, kirli dumanlar salan atölyelerle dolu, kamyon lastiğini eritip lastik ayakkabı yapıyorlar.

Adapazarı, Konya Ovası, Eskişehirin bereketli tarlaları...

Adananın pamuk tarlalarında paslı dingil atölyeleri var.

Antalyanın muz bahçelerinin yerinde yeller esiyor, zevksiz kooperatif evleri yaptılar.

Saymaya gazete sayfaları mı yeter?

*

Bu cennetin cehenneme dönüşmesinin hazin hikáyesidir.

Ve eskiye dayanır; patates tarlasında otomobil üretmekten mutlu olduğunu söylediği zaman Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, o patates tarlasında üretilecek arabanın markasını ben bulmuştum:

Patamobil...

Sonra...

Sonra cenneti cehenneme çevirme devam etti.

Bakın; bu arkadaşlar tarım alanlarının başka amaçla kullanılmasından yakınmıyorlar mı?

Bu yalan...

Çünkü bir ABD firmasının (Cargill) Bursanın en verimli tarım alanlarına yaptığı fabrikanın yıkım kararının durdurulması için TBMMden özel kanun çıkartan kendileri. Muhalefet, "Kişiye özel kanun olmaz" diyerek Anayasa Mahkemesine gitti, şu sıralarda Cargill Yasası görüşülüyor, göreceksiniz elbette o fabrika orada kalacak.

*

Kısacası tarlalara kirli atölyeler yaptılar, fabrikalar kurdular, mahalleler kondurdular, şimdi şimdi o ahmakça soruyu soruyorlar:

"Pirinç niye bulunmuyor?.."

"Bulgur niye pahalı?.."

"Mercimek niye yok?.."

Nasıl anlatmalı tarla kalmayınca ürün gelmeyeceğini...

O tarlalardan lastik ayakkabı gelir, teneke kutular gelir, naylon leğenler gelir, dingil-mingil gelir, tencere-tava gelir, çocuk bezi gelir, ama pirinç, bulgur, mercimek gelmez...

Dahası; yakında aç kalacaktır Türkiye.

Cenneti cehenneme çevirmenin ağır faturasıdır bu.

Kaçınılmaz...

BEKİR COŞKUN
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#65318
Makaleler önce  
Kime adalet, kime kalkınma?


Melike İlgün


AKPnin açılımı Adalet ve Kalkınma Partisi! Yani öncelikleri adalet. Yani öncelikleri kalkınma!

Ama kime adalet?

Ama kime kalkınma?

İşte bütün mesele bu!

Önceki gün AKPden milletvekili adayı olup da kazanamayanların ya da Başbakanın askerlik arkadaşı olanların ya da Cumhurbaşkanının vakti zamanında kankası olanların nerelere getirildiğinin belgesi yayınlandı. Bir serbest muhasebeci iken İller Bankası Yönetim Kurulu Üyeliğine getirilenden tutun da veterinerken Maliye Bakanlığına danışman olana& Din Kültürü öğretmeni iken Sosyal Hizmetler İl Müdürü olanından tutun da iktisatçı iken Maden İşleri Genel Müdürlüğü görevine atanana kadar uzun mu uzun bir liste&

Dün AKPnin Erzincanlı Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırımın Ulaştırma Bakanlığını neredeyse Erzincanlı Bakanlığına çevirdiği, bakanlıktaki bütün kilit mevkilere hemşehrilerini atadığı ortaya çıktı. Ne tesadüf ki bakanlıkta Kara Ulaştırma Genel Müdüründen Kıyı Emniyeti Genel Müdürüne kadar&Koruma Müdüründen danışmanlarına kadar herkes Erzincanlıydı. Anlaşılan Erzincanlılar ulaştırma konusunda dehaydı&

Bugün ise başına AKP kuşu konan çocukların listesini okudunuz Gazeteportta. Sınava filan girmeden, babalarının, amcalarının, dayılarının torpiliyle girdikleri işe tepeden inme, cuk diye oturan şanslı çocukların&

Birilerinin işe girme hakkını hak etmeden elinden alan ama bundan utanmayan çocukların&

Hamili kart yakinimdir ile dolaşan çocukların&

Birilerinin yakını olmadan biri olamayan çocukların&

İşte bu yüzden kazık kadar olduğu halde kişi denmeyi hak etmeyip çocuk denmeye mahkum olan çocukların listesini okudunuz. Bunlar tabii buzdağının sadece görünen kısmı. Bir de hısımlar, ahbaplar, dış kapıda mandallar var tabii..

Oysa bu ülkede resmi rakamlara göre iki milyon beş yüz altmış yedi bin kişi işsiz.
İşsizlerin yüzde yirmisi de üniversite mezunu. Yani bu ülkede yaklaşık beş yüz bin üniversite mezunu işsiz. Anne babasının okutmak için kendini paraladığı, okusun da kurtarsın kendini diye ömrünü adadığı beş yüz bin üniversite mezunu&Kapı kapı dolaşıp iş arayan, KPSSyi kazanmak için hala ders çalışan, hukuk okuduğu halde polisliğe razı olan, uçak mühendisi olduğu halde özel dersanelerde fen bilgisi dersi veren, atama beklerken alışveriş merkezlerinde özel güvenlik görevlisi olarak çalışan beş yüz bin üniversite mezunu&

AKP değil miydi mitinglerde işsizliğe son vermeyi vaadeden? AKP değil miydi adını adaletten alan? AKP değil miydi her daim haktan, hukuktan bahseden?

Kime adalet?

Kime kalkınma?

İşte bütün mesele bu!
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#65320
Makaleler önce  
Özgürlük ve barıştan korkanların 'Tam bağımsız Türkiye'si

Çocukluğumdan beri bildiğim, dinlediğim birçok özgürlük şarkısında barıştan bahsedilir. Özgürlük ve barış iç içe geçmiş iki kavramdır insan hayatında.
Ama sormadan edemiyorum. Çalkantılı dönemlere yaslanarak ya da bizzat çalkantılı dönemlerin oluşmasına hizmet ederek varoluş hakikatlerini salt güç sahibi olmaya vakfeden kişi ve kurumlardan özgürlük ve barış adına herkesi kucaklamalarını beklemek şarkı sözlerinde mi kalacak hep? Peki iç özgürlüklerimizi gerçekleştiremediğimiz sürece toplumsal özgürlüklerimize sahip çıkmamız mümkün mü?

Özgürlük, bir iç hakikate tekabül eder öncelikle. O yüzden makro olarak değil, ferdi olarak bizdeki karşılığına bakmalıyız. Özgürlüğün tanımını yapabilmemiz için, bir sınır tespiti yapmamız gerekecektir bu durumda. Bir hudut mefhumumuz yoksa özgürlüğün kriterini hangi birimle ölçebiliriz ve bunu nispi bir tanıma hapsolmaktan hangi kriterlerle kurtarabiliriz ki zaten?

Buradaki sınır bence şu: Kendini bilmek. Kendini (nefsini) bilmeyen özgür değildir. Çünkü haddini aştığı her şey onu bağımlı kılar. Zaafları, korkuları, arzuları, haz arayışları, vesveseleri, hatta giderek niyet okumaları onun bir olaya veya bir kişiye saf niyetle, olduğu gibi bakmasına engel teşkil eder. Mesela: İdeolojik görüşlerinizi daima üstün görme eğiliminde iseniz, bazı kişileri sırf belli bir kimliğe sahip oldukları için 'haklı' veya 'hain' ilan edebiliyorsanız, belli bir yaşam tarzını herkes için yegane doğru olarak dayatmaya çalışıyorsanız, zaaflarınız sizi esir almış demektir. Başörtüsüyle üniversiteye girme hakkı gasp edilen kız öğrencilerin rejim tehdidi olduğuna kolayca ikna edilebilirsiniz. İçlerinden birini bile tanımadan. Hatta ülkenizde yüzleşilmesi gereken onca işkence, darbelere gerekçe olarak tasarımlanmış onca katilam, sayısız faili meçhul varken, türban korkusundan başka hiçbir meseleniz kalmaz giderek.

Bu şekilde kimi güçler sizin bu tür zaaflarınızı kaşımaya kalktıklarında farkına bile varmazsınız. Siz kalabalık mitinglerde tüm yüreğinizle "tam bağımsız Türkiye" diye haykırırken sizi oraya toplayan yurtseverlik iddiasındaki güçlerin emperyalizmle uzun zamandır iş tuttuğu gerçeğini göremez olursunuz. Korkularınız o kadar fazladır ki, bunu sorgulamak aklınıza bile gelmez. Aklınız da teslim alınmıştır.

Artık siz başkalarına, tanıdığınız, tanımadığınız birçok kişi ve topluluğa farkında olmadan haksızlık yapmaya açık hale getirilmişsinizdir. Eğer bu raddede iç özgürlüğünüze sahip çıkamazsanız, zaaflarınızın esiri haline getirildiğinizi fark edemezseniz: Yaptığı zulmü görmeyen zalimlerden olabilirsiniz rahatlıkla. Gizli faşizmdir bu. Giderek açık hale de gelecektir. Daima haklı olduğuna inanmak faşizmdir. Hudutlarınız kalkmıştır ortadan. Kendini bilmezlik budur tam da. Başa döndük.

Ancak iç özgürlüğünüze kavuştukça insanların özgürce bir şeye inanmasından, fikirlerini özgürce tartışmasından korkmazsınız. Şu anda bundan çok korkuyorsak, 301'in kaldırılmasına tahammül edemiyorsak veya bizim gibi düşünmeyen ve bizim gibi yaşamayan insanların var olma hakkını onlara çok görüyorsak: Bizi zihnimizden ve kalbimizden bölmeye çalışarak her daim kendi iktidarlarını sürdürmeye ant içmiş kişi ve kurumlar tarafından kışkırtılmaya açığız demektir. Zulmetmeye de aynı oranda, çeşitli gerekçelerle ikna edilerek, açık hale gelebiliriz hiç bilmeyerek.

Koyun elinizi vicdanınıza ve sorun. Yargıyı etkilemekte özgür olan siyasetçilerin, suçu ve kirli ilişkileri gizlemekte özgür olan çetecilerin veya adalete bizi götürecek olan delilleri yok sayan, karartan, görmezden gelen 'kanaat önderleri'nin karşısında direnenler ne yapıyor? Hak ve hukuk adına mücadele etmeden toplumsal özgürlüğümüze kavuşamayacağız" diyenleri yargılayarak mı 'tam bağımsız' olacağız? Böyle diyenleri bölücü, rejim düşmanı ilan ederek mi yüzleşeceğiz tarihimizin karanlık yönleriyle? Böyle mi mücadele edeceğiz cuntacılığı mazur gördükçe aklı esir alınanlarla? Ya darbe geleneğimizle?
asi_lort (Kullanıcı)
Doçent
Gönderiler: 420
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#65565
Makaleler önce  
Geriye ne kaldı?


Ben çocukken 23 Nisan demek televizyonun başına kurulup sabahtan akşama kadar onlarca ülkeden gelmiş yüzlerce çocuğun gösterilerini izlemek demekti.
Keşke büyük şehirde otursak da bizim eve de yabancı öğrenci gelse diye iç geçirmek demekti.
İtalyan Altın Para Çocuk Korosuna bayılmak, Pakistanlılar televizyona çıkınca Cive Pakistan diye tempo tutmak, dansederken ayağı takılan Rus çocuklar için Sibiryaya çalışma kampına yollayacaklar diye üzülecek kadar naif olmak, Halit Kıvançı dünyanın en iyi sunucusu sanmak demekti.

Seneye okulun trampet takımına girebilmek için evde çift tek çift tek çift teketeketek diye sehpaların üzerine vurup annemin sabrını sınamak demekti.

23 Nisan coşku demekti.

Kendini ayrıcalıklı hissetmek demekti, dünyada hiçbir ülkede çocuk bayramı yok bir bizim ülkede var diye çocukça bir hisle bütün ülkelere yukarıdan bakmak demekti.

23 Nisan güzeldi.
Çünkü çocuklarındı.

Oysa şimdi biz büyükler elimiz kalbimizde bekliyoruz her sene 23 Nisanı? Acaba bu yıl ne olacak, resepsiyona kim gidecek, kim kimin elini sıkacak, türbanlı kaç kişi gelecek, gelince ne olacak, kadeh kaldırılırken kim ne yapacak diye? Acaba bu kez hangi büyük politik hırslarını küçüklerin sırtından bileyecek diye?

Dün olanları birkez daha gözden geçirin. Bayram gününde bayramlaşamayacak kadar birbirinden nefret eden, böylelikle tabanına ne mesaj verdiğini düşünmeyen liderler&Yıllardır savaştığı teröristlere terörist demeyenlerle aynı çatı altında olmamak için bayramından vazgeçen generaller& Bayram günü cenazesi kalkan şehitler&.Aklınızda çocuklara dair bir gösteri, bir şarkı kaldı mı hiç? Var mı bugünkü gazetelerin birinci sayfasında manşetten 23 Nisan coşkusuna dair bir şey? Var mı?

Olan oldu işte! Son altı yılda gayet bilinçli ve sistematik bir şekilde 23 Nisanın da canına okundu işte!

Askere gitme yaşı gelmiş sakallı gençleri çocuk diye meclise getirmeleriyle başladı herşey. Sonra 23 Nisanda ilkolkul öğrencilerinin başını kapatıp ilahi söyletmeleriyle devam etti. Tam da bayram günü Kuran okuma yarışması düzenlemeye kalkmalarıyla zirve yaptı.

23 Nisan artık gerginlik demek!
Kriz demek!
Şov yapmak için fırsat demek!
Bırakın ergenliğe erişmeyi daha yedi yaşını bitirmemiş şu kız çocuğunu sahneye çıkarıp şiir okutmak demek!
Şu kız çocuğunun sadece inançları için kendi iradesiyle başını kapadığına inanmamızı beklemek demek!
Yedi yaşındaki bir kız çocuğunun sırtından tüm Türkiyenin çocuklarının bayramını sömürmek demek!



Ben küçükken kriz vardı, açlık vardı, terör vardı, bir sürü yalancı politikacı vardı!
Ama hiç olmazsa yılda bir kez kutladığımız bir Çocuk Bayramımız vardı!
Kriz hala var, açlık hala var, terör hala var, bir sürü yalancı politikacı hala var!
Bayram da gitti.
E çocuklara ne kaldı?


Melike İlgün
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#66381
Makaleler önce  
Üzmezi eleştirenleri hiç Cumada görmedim!


Öncelikle Emine Şenlikoğlu Hanımefendiye tüm okurların huzurunda teşekkür ederek başlamak istiyorum yazıma. Hüseyin Üzmezin ardından yaptığı Hüseyin abinin, namus konusunda bilinçli olarak yanlış yapacağı kanaatinde değilim. Ya bir cinnet geçirdi, ya bir hap içirdiler diye düşünüyorum. açıklamasıyla sabah sabah beni kahkahalara boğduğu için yürekten, içten, gönülden teşekkürler Emine Hanıma&

Efendim malumunuz hepimiz Nuri Alço filmleri ile büyüdük. O filmlerin bitmek bilmez bir cistak, cistak melodisi eşliğinde körpecik dimağlarımıza işlediği üzere hepimiz iyi biliriz ki evet hapla tecavüz, taciz mümkündür. Ama esas kızın kolasına atılırsa mümkündür. Yani o hap kızı uyutmaya yarayan haptır. 78lik adamı coşturmaya değil! Bu birrrr!

Ha biz büyüdükten sonra bir başka hap daha icat olunmuştur. Adı da Viagradır. Eğer Şenlikoğlunun bahsettiği hap bu hap ise bu savunma da fiyaskodur. Çünkü bizzat yüzümü kızartıp sorduğum uzmanların dediğine göre Viagra tek başına hiçbir işe yaramaz, kişide niyet lazımdır. Eski röportajlarında söylediklerinden belli ki Üzmezde bu niyet fazlasıyla vardır. Ama taciz ettiği kızcağınızın ifadesine göre ilaç içtiyse bile, maalesef işe pek de yarayamamıştır. Bu ikiii!

Bir de cinnet mevzuu vardır ki, cinnet getirip adam öldüren çok görülmüştür de tarih boyunca cinnet getirip küçük kızlara tecavüze yeltenen hiç görülmemiştir. Hele hele cinnetin tecavüz savunması olarak kullanılması hiç ama hiç görülmemiştir. Bu da üççç!

Esas komik olan ise tüm Vakit yazarlarının sözbirliği etmişçesine kafayı medyada Üzmezden bahsedilirken Vakit yazarı denmesine takmasıdır. Ey Vakitçiler, acı ama doğrudur. 14 yaşındaki bir kıza tecavüze yeltenmekle suçlanan Hüzeyin Üzmez Vakit yazarıdır. Budur!

Amaaa Hüseyin Üzmez İslamcı geçinen bir yazardı diye İslam ile, gönülden mütedeyyin vatandaşlar ile türlü çeşit sapıklıkları bağdaştıracak değilim. Haşa!

Zira türlü çeşit dine mensup din adamlarının türlü çeşit tarihlerde türlü çeşit sapıklıklarla haber olmaları hafızamda hala tazedir. Ne var ki onları Cinnet getirmiştir ya da Hap yutturmuşlardır gibi komik bahanelerle savunanların olmadığı da hafızamda tazedir.

Durum nettir!

Vakit Gazetesi yazarı Üzmez tecavüz suçlamasıyla hapistedir!

Bu elbette ki Vakit Gazetesinin suçu değildir!

Ama Vakit Gazetesi Ergenekon komplosu, Aydın Doğanın oyunu, cinnet, hap gibi bahanelerle hapı bizzat yutarak, suçu bizzat sahiplenmektedir. Dahası bu bahaneler uzadıkça aklıma nedense Vakit Gazetesinde küçük balerinlerin bacaklarına uygulanan sansür gelmektedir.

Unutmadan, bu acayip bahanelerin bir sonraki adımı ise sanırım Üzmezi eleştirenleri Cuma namazında hiç görmedim olacaktır ki; işte o zaman gerçek cinnetin ne olduğunun resmidir!


Melike İlgün
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#66722
Makaleler önce  
Solduyu lazım!


O radyo konuşmasını hiç unutmuyorum. Lise çağındaydım.
Akşam transistörlü radyodan yayılan Ecevitin sesine kulak kesilmiştik. Diyordu ki;
Başbakan Demirel bana resmi bir yazı gönderdi. Taksimdeki CHP mitinginde beni vuracaklarını bildirdi.
Tarih, 1 Haziran 1977ydi.
Kanlı 1 Mayısın üzerinden bir ay geçmişti.
Seçime 3 gün kalmıştı.
CHP lideri, daha 5 gün önce Çiğlide bir silahlı saldırıdan kıl payı kurtulmuştu.
Ve şimdi, Başbakan kendisine Taksime giderse dürbünlü tüfekle vurulacağını bildiriyordu.
Ecevit radyo konuşmasını şöyle tamamlamıştı:
Kimseyi çağırmıyorum. Ama eşimle ben, yarın söz verdiğimiz saatte orada olacağız.
Bu Herkes gelsin demekti sanki...
Türk siyasi tarihinin gördüğü en büyük siyasi mitinglerden biri o gün, bu koşullarda yaşandı.
3 gün sonraki seçimde ise CHP yüzde 41i aştı.
* * *
Provokasyon, meydanları kapatmakla, mitingleri yasaklamakla önlenmez; cesaretlendirilir olsa olsa...
Provokasyon, böylesi bir kararlılıkla ve kitlesellikle provokatörün üzerine yürünerek önlenir.
Bu, Biz sana rağmen varız. Sana demokrasiyi baltalatma hazzını yaşatmayız demektir.
Türkiyenin en ünlü meydanını, maç gecesi fanatizme, yılbaşı gecesi alkolizme açıp bayram günü emekçiye kapatmak, okullar olmadan maarif yönetmeye benzer ki, Ben senle baş edemiyorum diyerek provokatöre teslim olmak anlamı taşır.
DİSKin, KESKin ve (korkup geri çekilmeden önce) Türk-İşin Taksim ısrarını anlamak lazım:
Sadece işçi sınıfının değil, Türkiyenin kaderinin değiştiği meydandır o meydan...
Kurduğunuz tezgâha rağmen 30 yıl sonra yine burada, bir aradayız denilecek bir bayram meydanıdır.
Yasaklar onun simgesel önemini azaltmaz, aksine çoğaltır.
* * *
Dün Ankara-İstanbul karayolundaydım.
Yol boyu zırhlı polis panzerleri geçti yanımız sıra... Bir bayram değil savaş arifesindeymişiz gibi...
Valiliğin açıklamasına da sıkıyönetim havası sindi.
Önce Başbakan ayaklar baş olursa... gafıyla, ardından hükümet sert açıklamalarla diyalog sürecini baltaladı.
Sendikaların, mitinge süre sınırı getirme, alana tek koldan girme gibi önerileri de dikkate alınmadı.
Krizin adım adım büyümesi ve sıcak çatışmaya dönüşmesi adeta beklendi.
Bunun, kime, ne yarar sağlayacağını bugün göreceğiz.
Taksimi zorlayacak işçilerin kazanmayacağı kesin...
Onlara misliyle müdahale edecek kolluk güçlerinin de...
İşçisine, meydanı kapatan hükümetin de...
Tek kazanan, kazanmasından en çok korkulan olacaktır:
Provokatör!
* * *
Kararlılığından taviz vermeyen DİSK ve KESK, bugün kolluk güçlerine karşı olduğu kadar, provokatörlere karşı da son derece dikkatli hareket etmek zorundadır. Kaosun sorumluluğunu, hükümetin omzundan kendi üstüne almamalıdır.
AKP, 1 Mayısın Emek ve Dayanışma Günü olarak tatil edilmesi talebiyle başlattığı hamleyi cesur bir açılımla hem kendisi hem ülke için kazanıma dönüştürebilirdi.
Yapamadı.
Tam da Ergenekonun tartışıldığı dönemde, onun kana buladığı meydanı işçiye kapatarak 30 yıllık yasakçı kafaya teslim oldu.
Türkiye de, kriz önleme yönetimindeki zaafını bir kez daha ortaya koydu.
Sağduyu öldü.
Bugün bize, yeni baskılara meydan vermeyecek, ama meydanları vermeyen baskıcılara da meydan okuyacak bir solduyu lazım.


CAN DÜNDAR
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#66754
Makaleler önce  
İşçileri vurmalı...


İSTANBULda hukuksuz işgal edilip halkın elinden alınan yerlerin büyüklüğü ne kadardır?..

Bir Taksim Meydanı?..

İki... Üç... On... Yüz... Bin...

Ama ne Bakan gördü, ne Vali...

Boğazın iki yakası, yeşil alanlar, ormanlar, tarihi eserler, kültür alanları... Hatta daha dün Milliyetin birinci sayfasında vardı; antik kalıntı Bizans Sarayı...

Cemaatlere ve tarikatlara verilen kamu arazilerini toplayın, kaç Taksim eder?..

Ya da kaç Taksim büyüklüğündedir; bakanların, milletvekillerinin, parti önde gelenlerinin, belediyecilerin ve yakınlarının kapattıkları alanların toplamı?..

Ne Başbakan gördü, ne Bakan, ne Vali...

Ama işçiler Taksime iki saatliğine çıkıp şehit arkadaşlarını anmak istediklerinde, bunun adı:

"İşgal..."

*

Kaç esnaf iflas etti de ömür boyu kepenklerini kapattı ocak ayından bu yana?

Güvensiz ortamda kaç turiste tecavüz edilip bıçaklandı, öldürüldü?

İstanbul sokakları değnekçi, kapkaççı, hırsız çetelerine bırakılmış değil midir?

Ne Bakan görüyor, ne Vali...

Ama işçiler ellerinde karanfillerle iki saatliğine Taksimde "bayramlarını" kutlayacaklar, bunun adı:

"Esnafın işini aksatmak... Turistlerin huzuru kaçırmak... Ve şehrin asayişini bozmak..."

*

Niçin böyle yapıyorlar, niçin?..

Çünkü insan psikolojisidir; onlar işçileri, hele hele örgütlenmiş işçileri hiçbir zaman sevmediler. Bu yüzden de hırsızın-uğursuzun-itin-kopuğun yaptıklarını dahi görmediler de, işçinin elindeki karanfillerle Taksime iki saatliğine çıkmaları battı onlara.

Ve kızdılar.

İşçileri vurmalı...

(.......)

Bugün 1 Mayıs.

Alın teri ile yaşayan, dürüst-namuslu işçilerimizin, yarı aç-yarı tok yaşayıp yine de ülkesini seven yiğit emekçilerimizin bayramı...

Kutlu olsun...

BEKİR COŞKUN
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#66757
Makaleler önce  
Yurttaşına savaş açan hükümet


[size=3][/size]Hükümet, işçi sınıfını Taksime sokmama inadını korkunç boyutlara taşıdı.
1 Mayısı kutlamak isteyen emekçilerin üzerine düşman orduları gibi saldırıldı.
Bilanço ağır: Gaz bombaları, yaralılar, başından vurulanlar, kalp spazmı geçirenler ve son yılların en gerilimli 1 Mayısı.
Hükümet bu işi resmen yüzüne gözüne bulaştırmış durumda.


***


Daha dün sabah, olaylardan önce bir arkadaşım şu bilgileri veriyordu:
İstanbula Anadoludan çok sayıda polis getirildi bugünkü
1 Mayıs yürüyüşünü engellemek için. Mesela gecenin bir yarısında Giresundan otobüslerle polisler getirildi İnönü Caddesine. Bu görevliler, diğer arkadaşlarıyla birlikte Askeri Hastanenin sokağı olan Miralay Şefik Bey Sokağına konuşlandırıldı ve gündüz yapacakları cenge (!) mehter marşı dinletilerek hazırlandılar.


***


Avrupada, Amerikada ve Türkiyede bir takım çevreler uzun bir süredir AKPyi özgürlükleri koruyan parti olarak tanımlamakta kararlıydı.
Bugün DİSK Başkanı Süleyman Çelebi haykırıyor: AKP sadece türbana özgürlük istiyor!
Haklı değil mi?
Yerden göğe kadar haklı.
AKPnin çekirdek kadrosunun genlerinde solcu ve demokrat düşmanlığı yatıyor. Böyle yetişmişler, bu fikirlerle eğitilmişler.
Ömürleri boyunca
1 Mayıslara, işçi hareketlerine, sol örgütlenmelere düşman gözüyle bakmışlar.
Şimdi genlerindeki bu refleks harekete geçiyor ve işçi sınıfına karşı bir devlet şiddeti uygulamakta bir saniye bile tereddüt etmiyorlar.
Bütün bunların beni şaşırtan bir yanı yok.
Bizler kimin kim olduğunu zaten biliyoruz.
Asıl şaştığım; Türkiyede mevzi kazanmak için ABye yakın duran, takiye yapan, özgürlüklere sahip çıkıyormuş gibi görünüp sadece kendi özgürlüğü için çalışan bu partiyi, demokrasi kahramanı ilan etmiş olan çevreler.
Bu arkadaşlar dünkü manzaralar karşısında ne düşündü acaba?
Sevgili hükümetleri işçi sınıfına plastik mermi, gaz, bomba yağdırırken, bir zamanların emekçilerle kol kola girmiş solcuları ne hissetti?
Sonunda anladılar mı kimin kim olduğunu yoksa aymazlıkları hâlâ devam ediyor mu?


***


Bir okurum, dün gönderdiği elektronik postayla 2002deki bir yazımın başlığını hatırlatmış: Komünizm biter ama anti-komünizm hiç bitmez!
Hele Türkiyede


Zülfü Livaneli
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil