Hoşgeldiniz, Ziyaretçi
Lütfen Giriş ya da Kayıt.    Kayıp Parola?
Makaleler (1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
BAŞLIK: Makaleler
#68009
Makaleler önce  
walla süper makaleler ellerine sağlık.
dery@ (Kullanıcı)
Asistan
Gönderiler: 105
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#68010
Makaleler önce  
ShangriV yazan:
Sağlık reformu! Yılmaz Özdil.


Size kötü bir haberim var...

Milletvekillerimiz hasta.


*

2007 yılında, sadece 1 yıl içinde...

"18 bin 784 kez" doktora gitmişler!

*

Evet... 18 bin 784 kez.

*

Elimde, TBMM Baştabiplik Polikliniğinin "hasta sayısı"nı döküm döküm gösteren istatistik raporu var.

Göz doktoruna 412 kez...

Dişçiye 643 kez...

Kulak burun boğaza 784 kez...

Dahiliyeciye 1.013 kez...

Dermatoloğa 1.470 kez...

Pratisyene 11.256 kez gitmişler.

351 kez röntgen çektirip...

2.393 kez tahlil yaptırmışlar.

*

İşin hazin tarafı...

Eşleri ve çocukları da hasta.

*

Milletvekillerimizin eşleri ve çocukları, "19 bin 716 kez" doktora gitmişler!

*

Daha hazin tarafı...

Meclisin personeli ve emekli milletvekillerimiz de hasta...

Onlar da, sadece 1 yıl içinde, "94 bin 441 kez" doktora gitmişler!

*

Fatura?

56 trilyon 535 milyar liracık.

*

Üstelik, iyileşemiyorlar...

Çünkü, 2006 faturası ne?

52 trilyon 611 milyar liracık.

*

Siz seçtiğiniz ve parasını da siz ödediğiniz için, belki bilmek istersiniz diye düşündüm... Cümleten geçmiş olsun.

Vatan sağolsun!

onların hepsi ruh hastası bence
önemsiz (Kullanıcı)
Profesör
Gönderiler: 968
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#68319
Makaleler önce  
Fethullah Artık Dön...

Fethullah Gülen, ABDden neden dönmüyor?..

Dönecekti ama birden vazgeçti!..

Dönüş tarihi 8 ya da 11 Nisandı

...

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Fethullahçıların tüm planlarını bozdu...

Daha önceleri yazdım...

Fethullahçılar Güneydoğuyu kuşattılar tam anlamıyla...

Diyarbakırda Işık Odaları açılıyor; Batman, Malatya, Van, Gaziantep, Şanlıurfa gibi kentler Fethullahçılar tarafından kuşatılıyor.

Ben Fethullahın ABDden Türkiyeye hemen dönmesini istiyorum...

Hoca, 10 yıldır yurt özlemi çekiyor...

Hemen İstanbula gelsin, Altunizadedeki konutuna yerleşsin; Hakan Şükürle öpüşüp koklaşsın; işlerini buradan yönetsin!..

Fethullah, ABDden dönerse, Ergenekon olayı da açıklık kazanır. Belki bizim bilmediğimiz gerçekler ortaya çıkar...

Sahi şu Ergenekona ilişkin ayrıntılar nedir, iddianame ne zaman hazırlanacak, çok merak ediyorum...

Benim Ergenekona bakışım çok açık, daha önce yazdım, yineleyeyim:

Bu işin sonuna dek gidilmeli, karanlıkta hiçbir şey kalmamalı!..

Ergenekonda ilk gözaltı ve tutuklamalar on ay önce olmadı mı? Oldu! Ardından ikincisi geldi, sonra üçüncüsü!..

Peki iddianame neden hazırlanmıyor?

Bilmiyorum!..

12 Eylül 1980 sonrası sıkıyönetim döneminde 2 bin 500 sanıklı DİSK davasının iddianamesi 15-16 ayda bitirilmişti.

Fethullahçılar, dinciler, Sorosun çocukları, Amerikan mızıkacıları, yobaz-hokkabaz takımı şimdilerde laikçi faşist sloganıyla TV ekranlarında boy gösteriyorlar...

Arkalarında ise Avrupalı destekçileri...

***

Olli Rehn, Joost Lagendijk, Javier Solana, Cem Özdemir, Dimitrij Rupel...

Bu beyler AKPye, Fethullahçılara koşulsuz destek veriyorlar... Bu ülkenin yurtseverlerini, demokratlarını, gerçek aydınlarını laik faşistler olarak görüyorlar...

CHP ve Deniz Baykal ise hedefte...

İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Doğu Perinçek gözaltına alındıklarında dilleri tutulan bu beyler, sıkmabaş, Tayyip - AKP gündeme geldiğinde bülbül gibi şakıyorlar.

Damat Lagendijk, Fethullahçıların Avrupadaki işlerini izleyen Cem Özdemir...

Yaptıkları açıklamaları alt alta koyup okuyun, şaşıracaksınız...

Bunlar Türkiyeyi yönetiyor, yargıya kafa tutuyorlar...

Lagendijk, Anayasa Mahkemesine doğrudan hakaret etme yürekliliğini kimden alıyor, söyler misiniz?

Cumhuriyet mitinglerine katılan milyonlarca aydınlık yüzlü, laik demokrat insanımızı Ergenekon çetesi olarak gösteren düşünce, Mustafa Kemal Atatürkün kurduğu CHPyi de darbeci, baskıcı, ulusalcı olarak değerlendiriyor.

Bu bir oyundur!..

İnsanları darbeci - çeteci - laik faşist diye suçlamak Fethullahçıların ortaya attığı bir slogandır...

Para gücü Fethullahçılardadır bugün. Sabah ve atv olayını eşelediğinizde Fethullahçı gücü görebilirsiniz.

Burada Deniz Baykal ve CHPye de bir çift sözüm olacak...

İç çekişmeler bitmeli, kısır döngü çatışmaları durmalıdır. CHP, demokrat ve solcu kimliğini ortaya koymalıdır.

Gün solda birleşme, dayanışma, kardeşlik günü olmalıdır...

Dinci ve tarikatçı yapılanma Türkiyeyi kuşatıyor...

***

Türkiyeyi yönetmeye kalkışan, tarikatçıları - Fethullahçıları, AKPyi demokrasinin ve özgürlüklerin simgesi olarak gören, Anayasa Mahkemesine hakaretler yağdıran Olli Rehn, Joost Lagendijk neden bu ülkeyi işgal eden Çokuluslu Altın Avcılarına karşı tepki koymazlar...

Kaz Dağlarını, Tunceliyi, Erzincanı, Kaçkarları, Eşme Kışladağını, Madra Dağlarını işgal eden, çevreyi kirleten, zehirleyen Çokuluslu Altın Avcılarını bağırlarına basarlar...
Çünkü tarikatçı - Fethullahçı sermaye onların sağ koludur Türkiyede...

Bu öykü biraz uzundur...

Sırası geldikçe anlatacağım!..
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#68320
Makaleler önce  
Türkiye bu ilginç sözleri konuşuyor
TÜRKİYEde yaşananlar karşısında TBMMdeki muhalefet partileri yeterli oluyor mu? Bu tartışılıyor ama görünen o ki muhalefet işlevi gören bazı isimler de zaman zaman ön plana çıkıyor.

Bu isimlerin partiler dışında bir sinerji odağı oldukları gerçek. Bu isimleri sayarsak... AKP karşıtı sert söylemleri ile Tuncay Özkan, komplo teorisyeni Prof. Yalçın Küçük (Sky Türkteki programı kaldırıldı), Nihat Genç (Sky Türkteki programından patronu zarar görmesin diye kendi isteğiyle ayrıldı), Allah ile Aldatmak kitabıyla AKPyi yerden yere vuran Prof. Yaşar Nuri Öztürk, Türkiyem grubuyla ulusal muhalefetin Türkmen ve Yörük Kurultayının öncüsü Mustafa Özbek ve Flaşta pazar akşamları (40 dakika reklam alıyor) yedi haftadan beri sürdürdüğü Gerçek Gelecek programı ile derinliklerdeki gölgelere dalan Versonun sahibi Erhan Göksel...

Sistem, bazılarını kısmen ya da tamamen susturdu ama stratejik tavırlarıyla müthiş ilgi gören ancak zaman zaman "Nereden alıyor, kimin adamı, hangi projenin adamı?" sorularını akla getiren Göksel "Ben Türkiyede hiçbir siyasi lider veya grupla çalışmıyorum... Türkiye siyasi ve ekonomik açıdan batıyor... Çoluk çocuğumuzun yaşayacağı bir ülke istiyorum... Doğruları ve yanlışları sergiliyorum" diyor.

Göksel önceki akşamki programında yine bombaladı; AKPnin savcıya cevabının Erdoğan tarafından okunmadığını ve uyutulduğunu, AKPnin kapatılmasından sonra Gülün, Ali Babacanı başbakan olarak atayacağını, Orgeneral İlker Başbuğun Genelkurmay Başkanlığının tehlikede olduğunu, AKP alternatifi kurulacak partinin başına Erdoğanın eski siyaset arkadaşı Prof. Numan Kurtulmuşun getirileceğini söyledi. Erhan Göksel, İngiltere Kraliçesinin Türkiyeye iç siyasete el atmak için geldiğini savundu.

Gökselin ilginç sözlerinden bazı bölümler şöyle:

Başbakana iyi uykular

AKPnın Anayasa Mahkemesine verdiği savunma dilekçesi sanki Başsavcıya karşı bir iddianame, tez gibi... Bu bir ön savunma değil, iddianameye cevaptır. Cahil cühela manzumesi; çelişkilerle dolu. Üslup ve biçim açısından ibretlik... Buna savunma deniliyorsa mahkeme bunu savunma saymayacaktır. AKPnin bu iddianameyi reddetme hakkı yok, savunma hakkını kullanması lazımdı. Yoksa Anayasa Mahkemesini saymıyor anlamındadır. Bununla AKPnin kendisini rejim dışı olduğunu ikrar etmiştir.

Bu gelişmelere karşısında insan Tayyip Erdoğanın bu iddianameyi okumadığını düşünebilir.

Eğer gerçekten okumuş olsaydı bu savunmayı yırtıp atardı Erdoğan... Başbakana buradan haber veriyorum; iyi uykular...

AKPliler gibi solcu liberaller de parti kapanırsa ekonomi bozulacak diyorlar. Savcı bu davayı niye açtı diyorlar. Ekonominin bozulmasından AKPnin sorumlu olduğunu görmezlikten geliyorlar. AB hukukunda, ulusal mahkemeler meşrudur. AKP elin gavurundan yardım umacağına seçimle gelen başsavcısının iddialarına cevap versin. Savcı, çoğunluk diktası diyor. Hitlere yöneltilen suçlamadır. Hitler de demokrasi ve seçimle gelmişti. AKP çaresizlik içindedir.

Erdoğan 2002de seçime girerken o zaman TCK 302 beni bağlamaz, seçime girerim, dedi. Giremedi. Ama bu ülkenin kanunlarını dinlemem diyemedi. Ben yaptım oldu demekle hiçbir şey olmaz.

Gül, kendini savunmamış... Neden bireysel savunma hakkını kullanmıyor? Aksine AKP, Cumhurbaşkanını savunuyor. Cumhurbaşkanının tarafsız olması lazım değil mi? Gül, AKPnin Cumhurbaşkanı durumuna düşüyor.

Ali Babacan, Gülün sekreteri konumunda. Son bir haftadır uçakla gazetecileri gittiği yerlere götürüyor, kamuoyuna mesaj veriyor.

İngiltere Kraliçesi, elini iç siyasete sokmak için geliyor. Gölgedekiler konuşacak. Burada uyarıyorum. Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ tehlikededir. Temmuz ayı içerisinde Erdoğanın defteri dürüldüğünde Gül, hükümet kurma görevini hemen Ali Babacana verecektir.

1 Ağustosta Yüksek Askeri Şûra var. Cumhurbaşkanı ve Başbakanın imzasıyla Genelkurmay Başkanı atanır. Anlaşılan o ki, Dolmabahçe Mutabakatında Yaşar Büyükanıtın görev süresi uzatılacak, Gül de aday olmayacaktı. Aday olunca mutabakatı Gül bozdu. Görev süresinin uzatılmasını bekleyen Yaşar Paşa valiz toplayacağını açıkladı.

Numan Kurtulmuş ismi

AKP kapanınca yeni parti için Prof. Numan Kurtulmuşun ismi var. Tayyip Erdoğan bu kapanmayı kabullenmiş gibi... Numan Kurtulmuş, SP içindeki kuvvetli bir isimdir. Aktif görevdedir. (AKP kurulurken Erdoğanın davetini kabul etmedi. FP İl Başkanlığını ve Genel Başkan Yardımcılığını yürüttü. Erbakan tekrar partiye dönünce de danışman oldu. Kutan gelince Genel Başkanlık Yardımcılığını kabul etti. SPnin yerel seçimlerden önce büyük kongresini yapmasını isteyen Kurtulmuş ve partili arkadaşlarının geçen hafta İspanyada bir haftalık tatil yapmaları dikkat çekti. Recai Kutan ise arkadaşları ile birlikte Umreydi.)
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#68861
Makaleler önce  
Liman von Sanders
Yılmaz Özdil

Dün...

16 Mayıs, cuma, Mustafa Kemalin Bandırma vapuruyla Samsuna gitmek üzere yola çıktığı gün, yani 16 Mayıs, cuma, Bandırma limanı ile Samsun limanı satıldı!

*

Samsuna bi varacak ki...

Liman satılmış.

"Ordu limanına yanaşalım" dese...

Satıldı.

"Çek Trabzona" dese...

O da satıldı.

"Rize?"

Satıldı.

"Bari Hopaya gidelim..."

O da satıldı.

"Dönün kardeşim Sinopa!"

Satıldı.

"Ereğli limanı?"

Satıldı.

"Yarımca limanına gitsek..."

Satıldı.

*

"Bana satılmayan liman bulun" dese, dün itibarıyla, memleketi Karadeniz üzerinden kurtarması mümkün değil.

*

"Tekirdağ limanına çıkayım, oradan yüze yüze karşıya geçerim" dese... Satıldı.

*

"Dümeni Egeye kır" dese...

Dikili limanı satıldı.

İzmir limanı satıldı.

Kuşadası limanı satıldı.

Marmaris limanı?

Satıldı.

*

"Madem öyle Akdenizden girelim" dese...

Antalya limanı satıldı.

Alanya limanı satıldı.

Mersin limanı satıldı.

İskenderun limanı satıldı.

*

"İtalyaya gidelim, oradan uçakla gelelim" dese... Havalimanları zaten satıldı.

*

Bakın "İtalya" dedim, aklıma geldi... Mustafa Kemalin henüz haberi yok ama, İstanbul aşığı İtalyan ressam Zonaro, şahane bir tablo yapmıştı, "Galata Limanı..."

O da satıldı.

*

Birileri araya girip "satılmama koşulu"ndan vazgeçirmezse...

Mustafa Kemalin işi zor!
ShangriV (Yetkili)
Author
Yetkili
Gönderiler: 269
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#69035
Makaleler önce  
Aksaray
Baba tarafından Aksaraylıyım.

İstanbul Aksaray değil...

Plakası olan.

Orijinal Aksaray.

*

Haliyle, telefon üstüne telefon geliyor baba ocağından: "Yeğenim, memleket hastanelik oldu, zahmet edip tek satır yazmıyorsun, ayıptır!"

Yazayım...

*

Binlerce kişi hastanede orada.

İshalden.

Belli ki, suya kanalizasyon karıştı.

*

Belediye "spekülasyon" diyor.

Valilik psikolojik olduğunu söylüyor.

Sağlık Müdürü "grip" teşhisi koydu!

*

Bakıyorum, belediye seçiminin sonuçlarına... "Ak"saray yüzde 44 oy vermiş "Ak" Partiye... Genel seçimin sonuçlarına bakıyorum... "Ak"saray yüzde 64 oy vermiş "Ak" Partiye...

*

Pancarı geberttiler.

Haciz yağıyor...

Gübreye bindi.

Mazota bindi.

Tarlalar sürülemiyor.

İzlenen IMF politikalarının en büyük mağdurlarından biridir, Aksaray.

*

Ama önce yüzde 44 oy verdiler, sonra, izlenen politikaları o kadar beğendiler ki, verdikleri oyu yüzde 64e çıkardılar...

Şimdi, hastanede ağlıyorlar.

*

Dolayısıyla, teşhisim şu:

"İdrak" yolları enfeksiyonu olabilir!
Bi de ona baktırın.

Yılmaz Özdil
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#69038
Makaleler önce  
Su savaşlarında ilk kurşunlar...



SU yok.

Köylüler dip sularının metrelerce aşağıya çekildiğini, artık suyu çok derinlerde bulabildiklerini ya da çoğu kuyunun tümden kuruduğunu anlattılar.

Birçok bölgede ekinler büyümedi, davar sürülerini saldılar tarlalara.

Ağaçlar dahi kurumaya başladı.

Göllerin yerinde çatlak topraklar var, nehirler cılız akarsulara dönüştü, çaylar kurudu.

Kentlerde yaşayanlar farkında değil.

Bu bir felaket.

*

"Su savaşları" teorisi doğru çıkıyor.

Bu savaşta sadece milletler, ulusal cepheler, ordular yok. Su için savaşanlar, kendi içlerinde de savaşacaklar.

Suyu olan köy ile komşu köy...

Kuyusunun dibinde iki kova suyu olanla, suyu olmayan...

Kaynağa doğru koşan iki insan...

Kentlerde belediye tankerlerinin hortumu başında birbirini döven kalabalıklar...

Güneydoğuda geçenlerde su yüzünden birbirlerini öldüren çiftçilerin haberini okuyunca, kendi kendime söylenmiştim:

"Su savaşlarında ilk kurşunlar..."

Ve böyle giderse; elbette halklarına su bulmak için orduları ile harekete geçmek zorunda kalacak devletler, su savaşlarını görecek dünya.

*

Bu kötü bir yazı.

Ama geçen sene Türkiyenin başkenti Ankarada, ağaca su vermenin "suç" sayıldığı... Belediye zabıtalarının "çiçeklere su verme suçu işleyenleri" aradığı gözümün önüne geliyor.

Koyun üzerine; dünyanın üç ayrı yerinde bilim adamlarının "dünyanın kurumaya başladığını" açıklamalarını...

*

Peki ne yapacak insan?..

Betonun içilmediğini, demirin yenilmediğini görecek. Fabrikaların, otomobillerin, bilgisayarların, borsaların, mutfak robotlarının, cep telefonlarının, boyalı kentlerin, gökdelenlerin bir bardak su kadar bile değerli olmadığını anlayacak. Ormana, ırmağa, göllere, denize, ovalara sataşmamayı öğrenecek.

Su savaşlarında ilk kurşunlar sıkılırken, doğaya karşı nasıl bir suç işlediğini ve bu ahmaklığının bedelini çok çok ağır ödemek zorunda kaldığını görecek insan.

Ya artık çok geç olursa?..
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#69338
Makaleler önce  
deathsea666 yazan:

gençleri ve gençliği bu güzel günde anlatan yazı!!

Ankara Genç İşadamları Derneği bir gençlik araştırması yaptırdı.
Sonuçlardan çıkan manzara şu:
Gençlerin kafası karışık...
* * *
Ailelerinden dayak yiyorlar.
Kendine kimi örnek alıyorsun? diye sorunca, Anne babamı diyorlar.
* * *
Sigara ve içki içiyorlar.
En çok askere ve dine güveniyorlar.
* * *
Siyaseti takip etmiyorlar.
Ama Siyasi yelpazedeki yeriniz? diye sorunca, ağırlıkla Milliyetçi-muhafazakâr seçeneğini işaretliyorlar.
Yurtlarını çok seviyorlar yani...
Aynı gençler, Yurtdışında yaşamak ister misiniz? sorusuna yüzde 80 oranında Evet diye kafa sallıyorlar.
Yurdun en çok dışını seviyorlar.
* * *
Türkiye ABye girsin miye Hayır cevabı veriyorlar.
Yani?
Ülkem dursun, ben gireyim diyorlar.
* * *
Milliyetçi gençler, gazete okumuyor; televizyonda da sadece eğlence programı izliyorlar.
Polat gibi şekil yapmak, Koç gibi para kazanmak, Acun gibi sahillerde sabaha kadar eğlenceye dalmak istiyorlar.
* * *
Çoğu Türkiyenin geleceğinden umutsuz...
Kendi geleceklerinden ise umutlular.
Yani?
Ülkem batar, ben yırtarım sanıyorlar.
* * *
Ülkem varsa ben de varım, Ülkem batarsa ben de batarım, hatta Ülkemi batmaktan ancak ben kurtarırım diyen kuşakları birbirine kırdırıp darağaçlarında, cezaevlerinde yok ettiler.
Kitap günah, örgütlenmek yasak, siyaset tuzak diye diye, dayağı, magazini, içi kof bir milliyetçiliği vere vere, her koyunun kendi bacağından asıldığını söyleye söyleye, Okumadan da yırtmak mümkünü işleye işleye, siyasete aklı ermeyen, gözü dışarıda, Polatist umutsuzlar yarattılar.
* * *
Madem manzara böyle, ben de gençlerin yurtdışında yırtmış idollerinden Mert İçgörenin, gençler arasında pek yayılmış şarkılarından biriyle kutlayayım, yeni kuşağın Gençlik ve Spor Bayramını:
Üç gün üç gece/ Bodrumda eğlence/
Yanımda Ceylan, Merve ve Ece/
Teker teker ya da hep birlikte/
Üç gün üç gece, sabaha kadar eğlence.../
Kızı uçağa koydum/ iki tane kız buldum/
İyice yağladım, sonra güneşe koydum/
İki saat beklettim, çıkarıp soydum/
İkisini de yedim, ohhh doydum.
* * *
Bayramınız afiyetli olsun!

kaynak:milliyet yazı dizisi:can dündar
ShangriV (Yetkili)
Author
Yetkili
Gönderiler: 269
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Son Düzenleme: 20/05/2008 00:02 Düz. ShangriV.
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#69339
Makaleler önce  
udrn yazan:
bi kaç ekleme de ben yapayım


Çok dindarlar ama küfürün her çeşidini başarıyla yapıyorlar.

Hem milliyetçi hem ümmetçiler. Hem Arapçı hem Türkçüler.

Ama içki, sigara bol miktarda tüketiliyor. (Bazılarını tenzih ederim)

Türkçüler ama sitelerinde ve günlük konuşmalarında Çeçenistana övgüler diziyorlar.

Çeçenlerin Türk Milletiyle ne alakası varsa!

Türkiyede 30 bin kadar Çeçen vatandaşımız başımızın üstünde yerleri var.

Ancak dışarıdaki Çeçenler mezhep olarak Vahabidir, yani islamın en kanlı versiyonudur.

Bize değil Suudi Arabistana çok daha yakınlar.

Ama bu tosunların bazıları Çeçen savaşçılara benzemek ister, onlar gibi giyinir.

Bu arada memleketin bazı yerlerine Çeçen savaşçıların isimleri konmuştur.

Cevher Dudayev Pakı, Aslan Maşadov sokağı. (AKP Belediyleri).

Çeçen direnişine sempati duymak farklı ama bu kadar bulaşmak farklı bir şey.

* * *

Gençlere ABye girmek istermisiniz? Diye sorulmuş hepsi hayırçekmiş.

Ayni gençlerin yüzde sekseni yurt dışına gitmek istemiş!

Tam saç baş yolduracak durum.

Eğitim yok, çalışmak yok ama Koç gibi para kazanmak istiyorlarmış.

Milliyetçi gençlerimiz gazete okumuyor; televizyonda da sadece eğlence programı izliyorlarmış. Biz de defalarca yazdık. 40 yıldır ayni, gazete bile okumuyorlar.

Gazeteyi bile okumaya tahammülleri yok ama ama Kuranı sorsanız hepsi okumuştur!

Bu gençler işsizlikten şikayetçilermiş. Peki bu kafayla nasıl iş bulurlar?

Çoğu okuma fırsatlarının olmadığını söyleyecektir, bin türlü bahane bulacaktır.

Aslında hiç bir bahaneleri yok, isteyen İnternetten bile eğitir kendini.

Ama counterstrike oynamak, msnden geyik yapmak, arkadaş aramak dururken kim uğraşacak? Gülermisin, ağlarmısın, üzülürmüsün işimiz çok zor çok.

Bunları kim derleyip toplayacak, kim eğitecek bilemiyorum.

Belki de bu gençlerin eğitimsizliği birilerinin işine geliyordur.

Eskiden olduğu gibi günü gelince kullanılmak üzere ha efendim?
ShangriV (Yetkili)
Author
Yetkili
Gönderiler: 269
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#69642
Makaleler önce  
Kene
Yılmaz Özdil

1944te Kırımda görülmüş ilk.

1956da Kongoda.

2008... Türkiyede!


Hálá "Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı" diyorlar... Halbuki, resmen, "Türkiye Kanamalı Ateşi Hastalığı..." Çünkü, Kırımda ve Kongoda görülmüyor artık.

2005, 13 ölü.

2006, 27 ölü.

2007, 33 ölü.

Bu sene, bismillah, 9...

Şimdilik!

Kışa kadar 40ı rahat geçer.

*

Radyasyon oluyor...

Ticaret Bakanı, sorun olmadığını göstermek için, kameralar önünde imrendire imrendire çay içiyor.

Kuş gribi oluyor...

Başbakan, sorun olmadığını göstermek için, kameralar önünde tavuk yiyor.

Ahali ishal oluyor...

Belediye başkanı, sorun olmadığını göstermek için, kameralar önünde çeşmeden doldurup doldurup su içiyor.

*

Kene var.

Çıt yok.

*

Şimdi ben vatandaş olarak, Sağlık Bakanının koluna kene yapıştırıp basın toplantısı düzenlemesini bekliyorum...

Sorun var mı, yok mu?

O zaman inanacağım.

Tarım Bakanına da razıyım.
ShangriV (Yetkili)
Author
Yetkili
Gönderiler: 269
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#69684
Makaleler önce  
Nasıl mutlu oldum...
NASIL sevindim...

Hayrünnisa Hanım ile Emine Hanım buluştular.

Akşamları boynumu büker, iç çekerken "Bugün de bir araya gelmediler" derdim.

Eş-dost, "Bak kendine ediyorsun, üzül üzül sonra sana bir şey olacak. Bugün olmaz yarın buluşurlar" dedilerdi.

Ben burnumu çekerken:

"Biliyorum, biliyorum ama yine de insanın elinde değil... Bu kadar da olmaz yani..."

(.......)

Sevindirici haberi önce televizyonlar verdi:

"Buluştular..."

"Küskün ikili çayda bir araya geldi..."

"İşte buluşma anı..."

Demek ki o an fırlamışım...

*

Türban takıntımız mı var?..

O okurumun dediği gibi "Türban diye tutturduk" mu?.. Ya da niçin türbanı dilimize doluyoruz?

Çünkü; erkek ikiyüzlü. İtalyan kravatı takıp, İngiliz sitili ceketi giydi mi, gizliyor kendini de, zihniyetini de, niyetini de...

Ama kadın burada dahi daha mert.

Türbanı ile işaret bayrağı gibi. Ait olduğu erkeğin zihniyetini, niyetini, kimliğini bize anlatıyor.

*

Bu bakımdan devletin tepesindeki "türban hareketleri" bir bakıma rejime ilişkin.

İşte:

Karşı devrimde aksama var mı?..

Yok...

"Dinci" işgale devam mı?..

Devam...

"Ilımlı İslam devleti" projesinde aksama oldu mu?..

Olmadı...

Atatürkün kemikleri daha çok sızlayacak mı?..

Çoook...

*

Ve ben; uygarlık ve çağdaşlık umutları olan ülkenin tepesine oturmuş iki tesettürlü-türbanlı hanımın fotoğraflarına bakıp "Neyse ki buluştular" diye bayram edecek miyim utanmadan?..

Edeceğim...

BEKİR COŞKUN
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#69686
Makaleler önce  
Türk halkı nasıl hipnotize edildi
ÜLKEM sessiz sedasız elden gidiyor. İnsanlar sanki hipnotize olmuş, uyutulmuş. Ne oldu ya bu Türk halkına; sapıklık diz boyu, vurgunculuk, dolandırıcılık, 1e mal edip 10a satan rantçılar, vicdansızlar.

Ama hep susuyoruz, bakın sadece bir örnek vereyim. Ayçiçek yağı bir yılda 10 YTLden 25-30a çıkmış ve bu da en önemli ihtiyaç maddesi olduğu halde çıt yok. Nerede bu sivil toplum kuruluşları, nerede demokratik kitle örgütleri, sendika ağaları nerede, nerede bu halk, gören duyan var mı?

Ruhunuz mu karardı, benliğinizi mi yitirdiniz. Bu kadar duyarsız mı oldunuz? Bu ülke sadece adamı olanların, dayısı olanların ülkesi mi? Sizin dedeleriniz ayağına giyecek ayakkabısı, yiyecek ekmeği olmadan, gözünü kırpmadan bu ülke toprakları için savaştı. Bu güzel yurdu bizlere armağan ettiler. Bizler ne yapıyoruz? Bu güzel ülke toprakları satılıp kurumları talan edilirken, sus pus bir köşede oturup bu bizim kaderimiz diyoruz. Hayır bu sizin kaderiniz değil? Bu sizi yönetenlerin beceriksizliğidir. Bir ülke halkıyla kalkınır. Bu ülkenin kurtuluşu sizlersiniz. Tokların sesi zaten çıkmıyor; açlar da boynunu bükmüş bir kurtarıcı bekliyor. Nasıl da fakirleşiyoruz. Etrafınıza bir dikkat edin, lüks arabalara binenin haddi hesabı yok. Nereden türedi bunlar, nasıl kazandı, kimin emeğini çaldılar, kimin sırtından kazandılar? Ülkemin bir tarafını rantçılar kapmış, bir tarafını vergi kaçırıp lüks hayat yaşayanlar, bir tarafını yan gelip yatanlar, bir tarafını da beceriksizce kurum yönetip yüksek maaş alanlar. İşte ortada kalmış bir yığın orta halli fakir fukara; onların da 11 milyonu işsiz, 7 milyonu asgari ücretli, 30 milyona yakını da kıt kanaat geçinen...

Düşünebiliyor musunuz 70 milyon halkın kullandığı elektrik faturasından TRTye pay kesiliyor, bu kesilen paydan devlet falancaya haftada 150.000 YTL, o birine ayda 130.000 YTL veriyor. İşte benim ülkem. İnsaf ya, bu kadar işsizin, bu kadar asgari ücretlinin, bu kadar fakirin olduğu bir ülkede bu hak değil; ya hak yiyorsunuz bu vebalin altında ezilip gidersiniz.

YALÇIN BAYER
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#69878
Makaleler önce  
Hangi cumhurbaşkanı?..
YİNE bir kriz karşısında Cumhurbaşkanının inisiyatif alarak tarafları çağırıp bir "uzlaşma zemini" bulmasını istiyorlar.

Hangi Cumhurbaşkanı?..

Tayyip Erdoğanın AKP grubunda alkışlar altında "Cumhurbaşkanımız kardeşim Abdullah Güldür" diyerek uzlaşı-mutabakat aramaya gerek görmeden açıkladığı Cumhurbaşkanı mı?..

Cumhuriyet karşıtı simgeleri birlikte alıp devletin tepesine taşıyan Cumhurbaşkanı mı?...

AKPnin Çankayadaki temsilcisi mi?..

Hangisi?..

*

İşte; tarafsız, herkesin ve her kesimin güveneceği bir Cumhurbaşkanı bu günler için lazımdı.

Bizler "Bu benim Cumhurbaşkanım değil" derken, huysuzluğumuzdan ya da saplantılarımızdan değildi itirazımız.

Böyle bir Cumhurbaşkanı nasıl "tarafsız arabulucu" olacak şimdi, söyler misiniz?..

O taraftır.

Kendisinin kapatılma dosyasında adının olması bir yana... Bir tek kişi çıkıp "Bu Cumhurbaşkanı tarafsızdır" diyebilir mi?..

Sorun ona, buna...

*

Cumhurbaşkanının arabulucu olması MHP Lideri Devlet Bahçelinin aklına gelen bir fikir.

Onu Cumhurbaşkanı seçmek için Meclise koşarken, bir gün "tarafsız, yansız, herkese güven veren" bir Cumhurbaşkanına gerek olacağını ve kendisinin Cumhurbaşkanını "uzlaştırıcı hakem olmaya" çağıracağını düşünmedi besbelli.

Elbette o günlerde Abdullah Gülün Cumhurbaşkanı olmasına yapmacık sevinç gösteren patronlar da, aydınlar da, medya da, hatta kimi AKPliler de şimdi bir "tarafsız, sözü dinlenen, saygın, uzlaştırıcı cumhurbaşkanımız" olsun isterlerdi.

Ama yok...

Ve gittikçe batıyor Türkiye...

*

Kör gözüm, kör...

Bu körlüğün sonucu değil midir ki, koca çukurları görmüyor vatan ve yuvarlanıyor tepetaklak...

Bu kadar mı olur körlük?..

Çıkarlar, yalakalıklar, ikiyüzlülükler, ahmaklıklar, bu kadar mı kör eder insanı?..

BEKİR COŞKUN
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#69879
Makaleler önce  
Dünyanın en güvensiz toplumu
Türkiye değişiyor mu? Bu soruya kamuoyu araştırmacısı Prof. Dr. Yılmaz Esmer, değişim efsanesini yıkan bir cevap verdi:

Hayır, değişmiyor!

Esmerin dinleyicileri Türk perakende sektörünün önde gelen 110 lideriydi. Dünyanın ve Türkiyenin nereye gittiğini tartışmak üzere Berlinde bir araya gelmişlerdi.
Üretim yaptıkları toplumun tüketici eğilimlerini daha yakından tanımak istiyorlardı.

Prof. Esmer, çok net örnekler verdi:

1990da yaptıkları bir araştırmayı 2007de tekrarlamışlardı:

Mutlu musunuz? sorusuna 17 yıl önce Evet diyenlerin oranı değişmemişti.

Hayatında bir toplu dilekçeye imza atmamış olanların oranında son 17 yılda hiç artış olmamıştı.

Dinin ve milliyetçiliğin düzeyini saptayan yanıtlar da aynı kalmıştı.

Hâlâ toplumun yüzde 75i Erkeklerin kadnlardan daha iyi siyasetçi olacağına inanıyordu.

Hâlâ en güvendiği kurumlar sorulduğunda en başa ordu ve polisi, en alta Avrupa Birliği ve basını yazıyordu.

Değişen bir tek şey vardı:

Güven...

Türk halkı 17 yıl öncesine göre çok daha güvensizdi.

* * *
Esmerin verdiği bilgiye göre, İnsanların çoğuna güvenilebilir yargısına İsveçlilerin yüzde 68i Evet demiş.

Türkiyede bu oran 1997de yüzde 10muş.
2007de yüzde 5e düşmüş.

Yani 17 yılda güvensizlik katsayısı yüzde yüz artmış,
Türkler, insanlara güvenlerini büyük oranda yitirmişler.
Ve bu skorla Türkiye (Trinidaddan sonra) dünyanın en güvensiz toplumu unvanına kavuşmuş.

Çocuklarının internet yazışmalarını denetleyen anne babaların ülkesi burası... hastaların bir doktorun verdiği raporu kapı kapı dolaşıp başka doktorlara gösterdiği memleket...

Kiracının ev sahibine, ev sahibinin kiracıya güvenmediği, hocanın öğrenciye, öğrencinin hocaya itimadının kalmadığı, politikanın neredeyse sadece yolsuzlukla anıldığı bir kuşku diyarı...

Kiminle komşu olmak istemezdiniz? sorusuna eşcinsellerle başlayıp sırasıyla AIDSliler, nikâhsız yaşayanlar, Tanrıya inanmayanlar, Yahudiler, aşırı solcular, aşırı sağcılar, Hıristiyanlar diye uzun bir liste yapan, yani farklılığa katlanamayan tahammülsüzler toprağı...

* * *
Sunuşun sonunda Prof. Esmer, Güven düşükse ticareti sürdürmek de, demokrasiyi işletmek de zordur dedi. Güven arttıkça yolsuzluğun azaldığını, güven düştükçe suçluluk oranının tırmandığını rakamlarla kanıtladı. Güvensizliğin ancak eğitimle aşılabileceğini, diplomasızlara göre üniversite mezunlarının çok daha güvenli olduklarını anlattı.

Bu sonucu dehşetle dinleyen, perakende sektörünün önde gelen birkaç isminin tepkisi ne oldu biliyor musunuz?

Bu araştırmaya güvenmiyoruz dediler ve böylece araştırma sonucunu harfiyen doğrulamış oldular.
Oysa konferansa katılan 110 liderin yarıdan fazlası Gelecek nesiller bize göre nasıl bir dünyada yaşayacak? sorusuna Daha güvensiz yanıtını vermişti.

* * *
Kabullenmesi zor, ama Türkiye ciddi bir güven bunalımı yaşıyor. Değişim umudunu yitirmiş bir toplumun yabancıya, farklı olana, giderek yakınlarına ve nihayet kendine güvensizliği günden güne artıyor.

Öğün, çalış, güven öğüdünün ilk maddesinde takılıp kalmışa benziyoruz.

Ve eğitim şart demek dışında bir çare görünmüyor.
Peki dünya nereye gidiyor?

Konferansta onu da Fransız yazar Jacques Attali anlattı. Onun saptamalarını bir başka yazıda özetleyeceğim

CAN DÜNDAR
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#69982
Makaleler önce  
Yes No

Yılmaz ÖZDİL

Kerem...

Alman Lisesini bitirdi.

Koç Üniversitesini bitirdi.

İşletme diploması aldı.

Boğaziçi Üniversitesine gitti.

Yüksek lisans yaptı.

Mimari tarih üzerine...

Koç Üniversitesine döndü.

Öğretim üyesi olarak çalıştı.

Sonra, İTÜye geçti.

Doktora yapıyor.

*

Harun...

Alman Lisesini bitirdi.

Boğaziçi Üniversitesini bitirdi.

Felsefe diploması aldı.

Ekolojiyle ilgileniyor.

*

Burak...

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı şan bölümünü bitirdi, opera çalıştı.

Kerem...

Jazz-rockla başladı; Rolling Stones yorumladı; bana göre, yerli Jimi Hendrix.

*

Mor ve Ötesi bu.

*

Türkiyenin seçkin okullarını bir defa değil, defalarca bitirdiler. Anadili seviyesinde İngilizce ve Almanca biliyorlar. İsteseler, çok rahat İngilizce şarkı yapabilirler.

Ama...

Yabancı dilin kompleks haline getirildiği; anca "yes, no" diyebilenlerin özgeçmişlerine "İngilizce biliyor" diye yazdırdığı; İbrahim Tatlısesin "van tu tiri forroo" dediği bir ülkede... Eurovisiona "Türkçe" katıldılar.

*

Bugün alacakları derece ne olursa olsun, "teşekkür" borçluyuz, teşekkür...
ShangriV (Yetkili)
Author
Yetkili
Gönderiler: 269
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Son Düzenleme: 24/05/2008 20:35 Düz. ShangriV.
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#70256
Makaleler önce  
Yenilen

Şerif Mardin Anadoluda cumhuriyetin öğretmeni, Osmanlının imamına yenildi tahlilini yaptı ya...
Onun konuşmasından bir gün sonra, Anadoluda görev yapmış bir cumhuriyet öğretmeninin anma törenine gittim.

Neden yenildiğini anladım; size de anlatacağım.

* * *
1979da karar vermişti öğretmenlik yapmaya... Egede bir lise hayal ediyordu. İktidardaki sosyal demokratlar, Biz adam kayırmayız dediler ve onu Bingöl Lisesi felsefe öğretmenliğine tayin ettiler.
Ses etmedi. Daha önce hiç görmediği bu coğrafyaya gönüllü gitti.

Küçüktü Bingöl... sokaklar balçık içinde... Sarılık salgın... Akşam 7den sonra sokakta jandarmadan başkası kalmıyordu. Yumurta yoktu, sigara yok, kitap yok, yağ yok, meyhane yok... dağ taş keçi...
Ankara 20 saatti. Kar yağdı mı, o yol da kapanıyordu.

Romatizması azdı öğretmenin... 3 bin lira kirayla bir ev tuttu; okula yakın... okuldan somya, yatak, yorgan, battaniye taşıdı. Tek göz odasında elektrik sobasıyla ısındı.

Fotoğraflarda büyüdü Ankarada bıraktığı kızı...dalının yaralısı...

Yoksuldu Bingöl... Yoksulluk, öğrencilerinin kış günü okula geldiği, ucu açık yazlık ayakkabısındaydı.
Kahroldu öğretmen... Şairdi. Kahrını şiire döktü. Artık o, Türkçenin gece gezen, uykusuz mahalle bekçisiydi...

* * *
Sonradan anladı Bingölde felsefe okutmak ne demek?

Müdür istifa etmişti. Okul, talebenin elindeydi. Yeni öğretmenlerden biri derse girdiği gün kaçırılmış, maaşını alamadan bavulunu toplayıp kaçmıştı.
Sonra 12 Eylül geldi. 3 ilerici öğretmeni yakalayıp Elazığa mahkemeye götürdüler. Biraz gıdıkladılar. Sırada 3 öğretmen daha olduğunu söylediler. Derste güncel konulara girmemesini tembihlediler.

Ahaliye sevdirdikçe kendini, husumetini çekti devletin, cehaletin...

Kızının Ankaradan yolladığı yaş günü hediyesi bakır tabak yüzünden tarihi eser kaçakçılığıyla suçlanıp jandarma kışlasına yollandı.

Şöyle yazdı eşine:

Bütün bunlar yılgınlık yaratmak için tabii... ilerici öğretmenleri istifaya zorlamak ya da korkutup sindirmek için... Bir adım geri basmam. (..) Eğer bu herifler beni buradan göndermek istemeseler, burada bir gün daha durmazdım. Ama heriflerin istedikleri belli: Giden gitsin, kalan sağlar bizimdir. Yağma yok! Gitmeyeceğim arkadaş...

1987 Eylülünde sarı bir zarf geldi kapısına:
Atandınız yazıyordu; Karaman İmam Hatip Lisesine...

Gitti inadına...

Ama felsefe okutmadılar.

Onu, okulun tam kadro namaza gittiği cuma günü nöbetçi öğretmen yaptılar.

Bıraktı öğretmenliği... kendini şiire verdi.
Çok değil, 5 yıl sonra da bir otelde kıstırıp yaktılar.
Adı; Metin Altıoktu...

* * *
Yine de yenilmiş gibi durmuyordu, cumartesi akşamı bir konser salonunun sahnesindeki resminden bize bakarken...

Elinde sigarası vardı; üzerinde sütlü kahve hırkası...
Ondan bayrağı devralan genç şaire onun adına konan şiir ödülünü verdiler.

Sahnede karalar giyinmiş 5 sanatçı, eşsiz bir sadelikle onu şiire, notaya, söze döktüler.
Onu yakanların yarattığı umutsuzluktan çok, onun yaktığı umut ateşinden söz ettiler.

Bir yarım umuttur elimizde kalan/
göğüslemek için karanlık yarınları demişti.
O yarım umutla, Metin ol, Altıok Metin dedim.
Sen yenilmedin!
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#70502
Makaleler önce  
Diyanet...
DÜN gece bir film vardı; Batı ülkelerinden birisinde polislerin terfi töreninde İncil okundu ve ben düşündüm ki onlar açısından huzur verici olmalı.

Bizde niçin olmuyor?

Çünkü oralarda din ile devlet barışık.

Dinin, devleti ele geçirme ya da