boşvermiştik herşeyi... ömrümüz boş bir vagonun en sallantılı yerinde; iki ters bir düz ilerleyip gidiyordu... ama alışmıştık bu tekdüze... hani olacak ya; kopsa kıyamet gönlümüzün en çalkantılı yerinde, biz garipsemiyorduk... minur amcanın kel kafasıyla gülümsediği... adile teyzenin güleç yüzünün rutubetli ara sokaklarında; mısır patlaklı sokak sinemalarının, limonlu gazoz şişesi edasıyla temiz zamanlarda yaşıyorduk... herşey değişti... filmler bile; siyah-beyaz değil artık... o ilk gördüğümüz insanların arasındaki siyah ile beyazı ayırabildiğimiz zamanlar geride kaldı... keşke gelişmeseydik... zaman geçip gönül ekranımızda renklenince karşı koyamaz bu değişe; önce gördüklerimiz, siyahmı beyazmı onu şaştık... zati hiç sevmedim ben renkliyi... öyle ya; o kadar iyi birşey olsaydı kargaşa; önce dedemin siyah şapkası, beyaz gömleği değişmezmiydi...?