Hoşgeldiniz, Ziyaretçi
Lütfen Giriş ya da Kayıt.    Kayıp Parola?
Şener: "Türkiye'yi soyuyorlar" (1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
BAŞLIK: Şener: "Türkiye'yi soyuyorlar"
#67409
Şener: "Türkiye'yi soyuyorlar" önce  
Teke Tekte konuğum AKP kurucusu, eski Maliye Bakanı Abdüllatif Şenerdi.
Hem programda, hem de program öncesi çok önemli şeyler anlattı.
Anlattığı siyasi konuları bir kenara bırakıyorum.
Ancak ekonomi konusunda anlattıkları son derece önemliydi ve Türkiyenin batmaya doğru nasıl bilinçsizce sürüklendiğininin detaylarını verdi.
Şenere göre Türkiyedeki özelleştirmeler tam bir fiyasko.
Türkiyede özelleştirilen kurumların hepsi hizmet sektöründe. Alan yabancılar hemen hemen hiç bir yeni yatırım yapmıyorlar. Karlı kuruluşları alıyorlar. Ödedikleri paranın çok daha fazlasını bir kaç yıl içinde kar transferi olarak yurt dışına çıkarıyorlar. Para basan kuruluşlarımızı, bir kaç yıllık karları karşılığında devrediyoruz. Bunun en iyi örneği Telekom şirketleri. Bunların kar transferleri bir kaç yıl içinde Türkiyedeki cari açığı bir kaç katına çıkaracak. Rakamlara bakarsanız net olarak görülüyor. Türkiyeden dışarıya giden kar transferi bir kaç yıl içinde 89 milyon dolardan 2 milyar dolara çıkmış. Bu daha da büyüyecek. Şimdi otoyolları da satacaklarmış. Yahu size ne zararı var. Her yıl belirli bir geliri var. Taş atmadan kol yormadan. Şimdi onları da satacaklar. Peşin parayı al kısa bir süre rahatla ama geleceği sat. Şuursuzca yapılan bir işlem. Bakın bu şirketlerin hiç biri üretim yapan alanlarda gelmiyor. Ya finans, ya telekom. Hepsi hizmet sektörü.
Abdüllatif Şenerin ekonomi ile ilgili uyarıları bununla da sınırlı değil.
Bakın kur oyunlarıyla Türkiye soyuluyor. Adam 2007 başında 1,45den doları bozdurup faize yatarıyor. Yüzde 20 faiz alıyor. Yıl sonunda yüzde 20 faizli parasını düşerek 1,18e inn kurdan dolara çeviriyor. Dolara reel faiz yüzde 40ı aşıyor. Amerikan Merkez Bankası dolar faizini yüzde 2ye çekiyor, bizde yüzde 40 küsur.
Bunun üzerine soruyorum, O zaman niye daha fazla dolar gelmiyor. Trilyonlarca dolar gelmeli
Gelmez. Çünkü o zaman faiz düşer. Tam limitte getiriyorlar. Cari açık miktarı kadar getiriyorlar. Fazlası gereksiz olacağı için, ihtiyaç fazlası olacağı için faizi düşürür. Ama gerekenden çok az getirirsen faiz oranı korunur. Bunun için fazla gelmez.
Nereye kadar diye soruyorum.
Dışa bağımlılık giderek artar. Dünyadaki bir krizi en ağır şekilde biz yaşarız. Giderek büyüyen bir açık oluşur. Borçlar katlanarak artar.
Peki bunları söyleyen anlatan hükümeti uyaran yok mu? diyorum.
Gülüyor.

Fatih Altaylı
udrn (Kullanıcı)
Ç?lg?n
Gönderiler: 1111
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Son Düzenleme: 06/05/2008 20:01 Düz. udrn.
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
#67411
Şener: "Türkiye'yi soyuyorlar" önce  
Reel sektöre açılan kredilerin ekonomik gelişmeye katkısı tartışılmaz. Uzunca bir süre, kaynaklarını büyük ölçüde kamuya aktaran, Hazine kağıtlarına yatıran bankaların son yıllarda reel sektöre yönelmesi, yatırımları, KOBİ'leri hatırlaması çok önemli.
Ancak işin bir de tüketim tarafı var. Şurası bir gerçek ki, uzun yıllardan beri tasarruf kıtlığı çeken Türkiye, son dönemde tüketimin ciddi şekilde teşvik edildiği bir rüzgâr yaşadı, yaşıyor. Bu, tüketimde tahmin edilmedik artışları beraberinde getirdi.

Bununla birlikte, dünyada devam eden finans krizine AK Parti'ye açılan kapatma davasının oluşturduğu belirsizliğin eklenmesi, her şey gibi yatırımları ve tüketimi de etkiledi. Kişiler ve kurumlar frene bastı. Hem yatırımlarda, hem tüketimde daha temkinliler. Ayrıca yabancı sermaye girişi hız kesti.

Türkiye Bankalar Birliği (TBB.) verilerine göre, 2005 yılında mevduatlarda yüzde 28,5 artış olurken, kredilerde yüzde 48,6'lık büyüme gerçekleşmişti. Bu oran 2006'da yüzde 22,8'e karşı yüzde 42,7 idi. Geçen yılki duruma göre de mevduatlardaki yüzde 14,6'lık artışa karşılık kredilerdeki artış yüzde 28,5. Yani geçen yıl hem kredilerde hem de mevduat artışında bariz bir yavaşlama göze çarpıyor. Bilhassa kredilerdeki ivme kaybının, son yaşananlarla birlikte, önümüzdeki günlerde daha da belirginleşeceği tahmin ediliyor.

TBB Genel Sekreteri Dr. Ekrem Keskin, nisan ayının ilk üç haftasındaki verilere dayanarak şu değerlendirmede bulunuyor: "Hem tüketici hem de genel kredilerde yavaşlama görülüyor. Makine ve inşaat yatırımlarında sıfıra yakın bir büyüme söz konusu. Tüketici kredilerinin sorunlu kısımlarında artış var ama bu bir tehlikeye işaret etmiyor."

Dr. Ekrem Keskin, bu tespitleri Van'da gerçekleştirdiğimiz sohbette yaptı. Keskin, Van ile ilgili olarak da, ilin hem tasarrufa hem de krediye ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Verilere göre, son beş yılda Van'ın kredilerden aydığı payda önemli bir büyüme var. Fakat tasarruflardan aldığı pay aşağı yukarı aynı.

Van'a gelişimizin sebebi, Türkiye Bankalar Birliği'nin 2003 yılında başlattığı "Çok Yaşa Bebek" kampanyası. TBB, bu proje çerçevesinde bugüne kadar 52 ilde 92 hastaneye 560 tıbbi cihaz bağışlamış. Van Kadın ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi de onlardan biri. Birlik, beş yılda toplam 3,5 milyon YTL aktardığı proje çerçevesinde, "Çocukları Kazalardan Koruma Eğitimleri" de veriyor. Dr. Keskin, şu an yılda 1 milyon YTL ayırdıkları projede süre sınırı koymadıklarını, bağışlara devam edeceklerini söylüyor.

Evet, her şeyin başı sağlık ve denge. Ayrıca kazalara karşı da tedbirli olmak lazım. Ev içi ve ev dışı 'görünür' ya da 'görünmez' kazalar vs... Ekonomide de öyle. Sağlıklı kalkınma her şeyin başı. Ve insan sağlığında beslenme neyse ekonomide kaynak ve tasarruf da o. Bu konu, bizim gibi tasarruf açığı çeken ülkeler için son derece hayati bir konu. İçeriden ve dışarıdan kaynaklanabilecek 'kazalar' da öyle.

Dr. Ekrem Keskin, tasarruf konusunda bankalara önemli bir mesaj veriyor: "Bankalar tüketim kadar, tasarrufu da teşvik etmeli. Sürekli tüketime yönelik reklamların verilmesi dengenin daha da bozulmasına sebep olacak. Reklamlarda bu taraf eksik."

Keskin, vatandaşa da, "Ülke olarak tasarruf açığı veriyoruz. Daha fazla tasarruf etmemiz şart. Tasarruf demek tüketimi durdurmak değildir, tutumlu olmaktır. Ayağımızı yorganımıza göre uzatmak durumundayız." tavsiyesinde bulunuyor.

Bir yanda dünyadaki finans, enerji, gıda krizi, diğer yanda göz göre göre gerilen siyasi atmosfer. Bu yetmiyormuş gibi, birileri yeni krizler için yırtınıyor. Bu şartlarda tasarruf ve birikim daha da önemli hale geliyor.

Vatandaş, son dönemdeki gelişmelerle birlikte mecburen frene basmış görünüyor ama aslında tasarruf bazı dönemlerin değil, her dönemin altın kuralı olmalı. Hepimiz için. İnsanın kendi öz tasarruflarından daha sağlıklısı, daha sağlamı olabilir mi?
asi_lort (Kullanıcı)
Doçent
Gönderiler: 420
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
 
Son Düzenleme: 06/05/2008 20:15 Düz. asi_lort.
 
Forumlara katılabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.  
Cevapla