|
Merak; o kötü yılan, ve kadın, şeytani arzuların yönlendirdiği bir eski zaman oyuncağı; demek ki Adem'i adam eden bunlardır. Demek ki o erkek tanrıların, maço vahiyleri bile kadının insani yanını görmezden gelemiyor. Topraktan fışkırmış bir ot gibi olmaktan kurtulup, insan olmak, tanrı gibi olmak artık biliyoruz ki; bir kadın buluşudur. Adem'i adam eden Havva'dır.
Ama şimdi, kadınlar, o yasak elmaya el atmaktan korkuyor, kendi isteğiyle bir erkek kaburgası olmaya fit oluyor. Şimdi vazgeçemediğimiz sahte cennetlerimiz var; yasak elmadan mümkün olduğu kadar uzakta ve mutluyuz.
Bilmek, bu lanetli eylem, belli ki her zaman mutlu etmiyor insanı. Ama mutlu olmanın bir yolunu bulacaksak bunu da ancak bilgiyle yapabiliriz. Cehaletin mutluluğu kimseyi aldatmamalıdır; Havva'dan bu yana fazla yol alabilmiş değiliz. Üstelik iyiyi ve kötüyü bilmek artık eskisinden bin kat daha zordur. Çünkü bilmeyi perdeleyen sahte cennetlerimizdeyiz. Bir bedeli var; bilmemenin, merak etmemenin, sahte cennetlerde, anadan üryan yaşamanın da bir bedeli var. Evlerimizde, iş yerlerimizde, sokaklarda, kim bilir kaç bin yıllık o lanetin altında ezilmeye devam ediyoruz. Özgür değiliz, modern tanrılar bize ancak köle olmayı gönüllüce kabul ettiğimizde normal ve kadın sayılabileceğimizi vaaz ediyor. Ezici bir çoğunluğumuzun bir erkek efendinin kapısında hizmet etmekten, doğurmaktan ve ölümü beklemekten başka şansı yok. Daha şanslı olanlarımız ise, kendi efendilerinin yanında başka ve paralı efendilere hizmet etmekle kendini ayrıcalıklı sayıyor. Kadın emeği, dünyanın büyük bir bölgesinde, ancak çocuk emeği ile kıyaslanabiliyor. Eşitsiz bir yarışta kaybettiğimiz için aşağılanıyoruz.
Kapitalist-Emperyalist bir düzende ezilen bir sınıfa dâhil olmanın, hele bir de kadın olmanın ne demek olduğunu bizler öncü kadın yoldaşlarımızdan öğrendik. Luxemburglar, Klara Zetkinler kadındılar ama aynı zamanda işçi sınıfının yiğit önderleri oldular. Ama kavgada en önde olmak ne yazık ki her zaman kadını ayıran o kalın duvarların kalktığı anlamına gelmiyor. Eşitsiz bir yarışta ve çok gerilerden başlamanın acısı, doğurmanın acısından daha acıtıcıdır. Kadınlar, ister işçi sınıfı içinde, ister ezen sınıfta "sınıf içinde sınıf" olmaya devam ediyor. Hep erkeklerin bir adım gerisindeyiz; çünkü duvar kişisel bir mesele değildir.
Ama yine de o yiğit kadınların ışığı bizi aydınlatmaya devam ediyor. Kavgada marifet gösterdikçe duvarın inceldiğini artık daha iyi biliyoruz. İstedikçe, başkaldırdıkça, öğrendikçe yani kaburga kemiği olmaktan çıkıp insanlaştıkça, insan soyunun alt tabakası olmaktan kurtulabiliriz ancak. İnsanlığın büyük ve şanlı mücadelesine ancak kendi bilincine varmış kadınlar olarak omuz verebilir ve katılabiliriz. Kadınlar, kendini saran bu cesaret zincirinden kurtulmadıkça erkekler de özgür olamayacaktır. Özgür olmayı bilmeyen, özgür olmayı öğretemez. Özgürlük bilinciyle donanmış erkekler ise ancak özgür kadınların varlığı ile mümkün olabilir. Kadın, erkeği bir "erkek" olarak ortadan kaldırmadan kendisini gerçekleştiremez. Eşit ve özgür bir insanlar toplumunun ön koşulu kadının kurtuluşudur.
İnsanlığın ortak ütopyasıdır bu; Engels bu ütopyayı şöyle anlatıyor: "...Hayatlarında bir kadını asla parayla ya da başka bir toplumsal güçle almamış olacak yeni bir erkekler kuşağı; kendini gerçek aşktan başka bir nedenle hiçbir erkeğe vermeyecek ya da bunun ekonomik sonuçlarından korkarak kendini sevdiği kimseye vermekten vazgeçmeyecek olan yeni bir kadınlar kuşağı. İşte bu kuşaklar meydana geldiği zaman, bugün onların nasıl davranmaları gerektiği üstüne düşünülen şeylere hiç de kulak asmayacaklar ve kendi yaşayışlarını eşit şartlar içinde kendileri kuracaklardır." Demek ki kadının kurtuluşunun ön koşulu, sınıfsız bir toplum yaratılmasıdır. Kadın ve erkeği her yerde zincire vuran genel bağlardan kurtulmadan, "kadının kurtuluşu" nihai sonucunu oluşturmak mümkün değildir.
Ama sınıfsız bir toplum, kadınların, elini kolunu bağlıyarak oturup bekleyeceği modern bir mesih de değildir.
Özgür olmayı istemek yeterli değildir; bilmek de gerekir.
Özgür olmayı istemek yeterli değildir; onu her gün yeniden fethetmek gerekir.
Öğrenelim ve fethedelim.
|